ʾalif-lām-mīm
Elif, Lâm, Mim.
Mushaf #3 · Nüzul #89 · Medine Dönemi · 200 Ayet
İmran ailesi, tevhid, Uhud savaşı ve sabır
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
ʾalif-lām-mīm
Elif, Lâm, Mim.
Allāhu lā ilāha illā huve'l-ḥayyu'l-kayyūm(u)
Allah, O'ndan başka ilah yoktur; O, daima diridir, her şeyin varlığı O'na bağlı ve dayalıdır.
nazzala ʿalayka l-kitāba bil-ḥaqqi muṣaddiqan limā bayna yadayhi wa-anzala t-tawrāta wal-ʾinjīla
O, sana Kitab'ı hak olarak indirdi; bu, ondan önce indirilenleri doğrulayıcıdır. Daha önce de Tevrat'ı ve İncil'i indirmişti.
min qablu hudan linnāsi wa anzala l-furqāna inna lladhīna kafarū bi-āyāti llāhi lahum ʿadhābun shadīdun wa llāhu ʿazīzun dhū intiqāmin
Bundan önce insanlara bir yol gösterici olarak ve (hak ile batılı) ayıran (hükümleri) indirmiştir. Şüphesiz Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibi ve intikam sahibidir.
ʾinna ʾallāha lā yakhfā ʿalayhi shayʾun fī l-ʾarḍi walā fī s-samāʾi
Şüphesiz Allah, yerde ve gökte hiçbir şeyden gizli değildir.
huwa lladhī yuṣawwirukum fī l-arḥāmi kayfa yashāʾu lā ilāha illā huwa l-ʿazīzu l-ḥakīmu
O, sizi rahimlerde dilediği gibi şekillendirendir. O’ndan başka ilah yoktur; O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
huwa alladhī ʾanzala ʿalayka l-kitāba minhu ʾāyātun muḥkamātun hunna ʾummu l-kitābi wa ʾukharu mutashābihātun fa ʾammā alladhīna fī qulūbihim zayghun fa yattabiʿūna mā tashābaha minhu ʾibtiġāʾa l-fitnati wa ʾibtiġāʾa taʾwīlihī wa mā yaʿlamu taʾwīlahū ʾillā ʾallāhu wa r-rāsiḫūna fī l-ʿilmi yaqūlūna ʾāmannā bihi kullun min ʿindi rabbinā wa mā yadhdhakkaru ʾillā ʾūlū l-ʾalbābi
O, sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun bir kısmı, 'Kitab'ın anası' (temel esasları) olan muhkem (anlamı açık) ayetlerdir. Diğerleri ise müteşabih (tevil götürür) ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu (kendi arzularına göre) tevil etmek için müteşabih olanlarına uyarlar. Oysa onun tevilini ancak Allah ve ilimde derinleşmiş olanlar bilir. 'Ona inandık, hepsi Rabbimizdendir' derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
Rabbanā lā tużiġ qulūbanā baʿda iẓ hadaytanā Wehab lanā min ladunka raḥmah Innaka anta l-Wahhāb
Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından bir rahmet ihsan et. Şüphesiz sen, çok bahşedensin.
Rabbena inneke cami'u an-nasi li-yawmin la rayba fihi Innallaha la yuhlifu al-mi'ad
Ey Rabbimiz! Şüphesiz Sen, toplanılmasında şüphe olmayan bir günde insanları bir araya getireceksin. Şüphesiz Allah va'dinden dönmez.
ʾinna alladhīna kafarū lan tughniya ʿanhum ʾamwāluhum walā ʾawlāduhum mina Allāhi shayʾan wa ʾulāʾika hum waqūdu an-nār
Şüphesiz inkâr edenlerin malları ve evlatları, kendilerini Allah'tan (gelecek) hiçbir şeye karşı asla bî-gâne yapamaz. Onlar cehennemin odunlarıdır.
kad'aabi aali fir'awna wa-llazeena min qablihim kaz'zaboo bi-aayaatinaa fa-a'khazehumu l-laahu bi-zunoo'bihim wa-l-laahu shadeedu l-'iqaab
Onların durumu, tıpkı Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Ayetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahları yüzünden yakalayıverdi. Allah'ın azabı çetindir.
qul lilladhīna kafarū satughlabūna wa tuḥsharūna ilā jahannama wa biʾsa l-mihādu
De ki: "İnkâr edenlere: Siz yenilgiye uğrayacaksınız ve cehenneme toplanacaksınız. Ne kötü bir varış yeridir!"
qad kāna lakum ʾāyāh fī fiʾatayni ltaqatā fiʾah tuqātilu fī sabīli llāh wa ʾuḵrā kāfirah yarawnahum miṯlayhim raʾya l-ʿayni wa llāhu yuʾayyidu binaṣrihī man yašāʾu ʾinna fī dhālika laʿibrah liʾūlī l-ʾabṣāri
Gerçek şu ki, iki topluluğun karşılaştığı (Bedir'de) sizin için bir ibret vardır. Biri Allah yolunda savaşanlar, diğeri ise kâfirlerdi. Onlar (müminler) ise, gözle gördükleri kadar kendilerinin iki katı kadar (düşman) görüyorlardı. Allah, dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.
zuyyina lil-nāsi ḥubbu l-shahawāti mina l-nisāʾi wa-l-banīna wa-l-qanāṭīri l-muqanṭarati mina l-dhahabi wa-l-fiḍḍati wa-l-khayli l-musawwamati wa-l-anʿāmi wa-l-ḥarthi dhālika matāʿu l-ḥayāti l-dunyā wa-llāhu ʿindahu ḥusnu l-maʾābi
Kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, salma atlar, (ve) çiftlik hayvanları ve ekinler gibi şehvet düşkünlüğünün çekici gelmesi insanlara süslendi. Bunlar, dünya hayatının geçici bir metaıdır. Allah'ın yanında ise O'nun katında güzel bir dönüş yeri vardır.
Qul aʾunabbiʾukum bi-khayrin min dhālikum Lilladhīna-ttaqaw ʿinda Rabbihim jannātun tajrī min taḥtihā-l-anhāru khālidīna fīhā Wa-azwājun muṭahharatun Wa-riḍwānun mina-llāhi Wa-llāhu baṣīrun bi-l-ʿibād
De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Takva sahipleri için Rablerinin katında, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları, tertemiz zevceler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kulları hakkıyla görmektedir."
alladhīna yaqūlūna rabbana ʾinnanā ʾāmannā fāghfir lanā dhunūbanā waqina ʿadhāba n-nār
Onlar: 'Rabbimiz! İman ettik, onun için günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru' diyenlerdir.
aṣ-ṣābirīna waṣ-ṣādiqīna wal-qānitīna wal-munfiqīna wal-mustaġfirīna bil-ʾasḥār
Onlar, sabredenler, doğru söyleyenler, itaat edenler, harcayanlar ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.
shahida allahu annahu la ilaha illa huwa wa al-mala'ikatu wa ulu al-'ilmi qa'iman bil-qisti la ilaha illa huwa al-'azizu al-hakimu
Allah, melekler ve ilim sahipleri, adaletle şahitlik ederek, O'ndan başka ilah olmadığına delalet ettiler. O, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibidir.
ʾinna d-dīna ʿinda llāhi l-ʾislāmu wa mā ʾxtalafa lladhīna ʾūtū l-kitāba ʾillā min baʿdi mā jāʾahumu l-ʿilmu baghyan baynahum wa man yakfur bi-ʾāyāti llāhi fa-ʾinna llāha sarīʿu l-ḥisābi
Şüphesiz Allah katında din, İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah, hesabı çabuk görendir.
fa-in ḥājjūka faqul aslamtu wajhiya lillāhi wa mani-ttabaʿani wa qul lilladhīna ūtū l-kitāba wal-ummiyyīna ʾaslamtum fa-in ʾaslamū faqadi-htadaw wa-in tawallaw fa-innamā ʿalayka l-balāghu wallāhu baṣīrun bil-ʿibādi
Eğer sana karşı tartışmaya girerlerse, de ki: "Ben yüzümü Allah'a teslim ettim ve bana uyanlar da." Ve kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: "Siz de İslam'a girin." Eğer İslam'a girerlerse doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki sana düşen sadece tebliğdir. Allah kullarını hakkıyla görmektedir.
ʾinna llaḏīna yakfurūna bi-ʾāyāti l-lāhi wa-yaqtulūna n-nabiyyiyna bi-ġayri ḥaqqin wa-yaqtulūna llaḏīna ʾamurūna bil-qisṭi mina n-nāsi fa-bašširhum bi-ʿaḏābin ʾalīmin
Şüphesiz Allah'ın ayetlerini inkâr edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onlara elem dolu bir azabı müjdele.
ʾūlāʾika lladhīna ḥabiṭat ʾaʿmāluhum fī d-dunyā wa-l-ʾākhirati wa-mā lahum min nāṣirīna
İşte onlar, dünyada ve ahirette amelleri boşa giden kimselerdir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
ʾalam tara ʾilā alladhīna ʾūtū naṣīban min al-kitābi yudʿawna ʾilā kitābi allāhi liyaḥkuma baynahum thumma yatawallā farīqun minhum wa hum muʿriḍūna
Kitaptan kendilerine bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hükmetmesi için Allah'ın Kitabı'na çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir grup yüz çeviriyor ve onlar dönüp gidiyorlar.
dhālika bi-ʾannahum qālū lan tamassana ʾn-nāru ʾillā ʾayyāman maʿdūdātin wa-gharrhum fī dīnihim mā kānū yaftarūna
Bu, onların: 'Sayılı birkaç gün dışında bize asla ateş dokunmayacaktır' demelerinden ve uydurmakta oldukları şeyler yüzünden dinleri konusunda kendilerini aldatmalarından ötürüdür.
fakayfa iḏā ǧamaʿnāhum liyawmin lā rayba fīhi wawuffiyat kullu nafsin mā kasabat wahum lā yuẓlamūn
Peki, kendisinde şüphe olmayan o gün kendilerini topladığımızda ve her nefis kazandığını eksiksiz aldığında ve onlara haksızlık edilmediğinde durumları nasıl olacak?
qulillāhumma mālika l-mulki tuʾtī l-mulka man tašāʾu wa tanziʿu l-mulka mimman tašāʾu wa tuʿizzu man tašāʾu wa tuḏillu man tašāʾu biyadika l-ḫayru ʾinnaka ʿalā kulli šayʾin qadīrun
De ki: "Ey Allahım! Mülkün sahibi sensin. Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de çeker alırsın. Dilediğini aziz eder, dilediğini de zelil edersin. Bütün hayır (iyilik ve güzellikler) senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla kadirsin."
tūliju l-layla fī n-nahāri wa tūliju n-nahāra fī l-layli wa tukhriju l-ḥayya mina l-mayyiti wa tukhriju l-mayyita mina l-ḥayyi wa tarzuqu man tashāʾu bi-ghayri ḥisābin
Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü de geceye sokarsın. Ölüden diri çıkarırsın, diriden de ölü çıkarırsın. Ve dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.
lā yattakhidhi l-muʾminūna l-kāfirīna ʾawliyāʾa min dūni l-muʾminīn wa man yafʿal dhālika falaysa mina llāhi fī shayʾin ʾillā ʾan tattaqū minhum tuqātan wa yuḥadhdhirukumu llāhu nafsahū wa ʾilā llāhi l-maṣīr
Mü'minler, mü'minleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa, artık Allah'tan bir şey (yardım, dostluk) kalmamış olur. Ancak onlardan (kâfirlerden) korunmak için böyle yapmanız müstesnadır. Allah, sizi kendisinden sakındırır. Dönüş Allah'adır.
qul in tukhfū mā fī ṣudūrikum aw tubdūhu yaʿlamhu ʾallāhu wa yaʿlamu mā fī s-samāwāti wa mā fī l-ʾarḍi wa ʾallāhu ʿalā kulli shayʾin qadīrun
De ki: "Gönüllerinizdekini gizleseniz de, açıklasanız da Allah onu bilir. O, göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir."
Yawma tajidu kullu nafsin ma 'amilat min khayrin muhdaran Wa ma 'amilat min soo'in Tawaddu law anna baynaha wa baynahu amadan ba'eedan Wa yuhadhirukumu Allahu nafsahu Wallahu ra'oofun bil-'ibad
O gün her nefis, ne hayır ne de şer işlemişse hepsini hazır bulur. Ve onlar, keşke kendisiyle onun arasında uzak bir mesafe olsaydı, isterler. Allah sizi Kendisinden korkmaya davet eder. Allah kullarına çok şefkatlidir.
Qul in kuntum tuḥibbūna Allāha fattabiʿūnī yuḥbibkumullāhu wa yaghfir lakum dhunūbakum Wa-Allāhu ghafūrun raḥīm
De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Qul aṭīʿū Allāha wa-r-rasūla Fa-in tawallaw Fa-inna Allāha lā yuḥibbu l-kāfirīn
De ki: Allah'a ve Peygamber'e itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah kâfirleri sevmez.
ʾinna-llāha-ṣṭafā ʾādama wa-nūḥan wa-ʾāla ʾibrāhīma wa-ʾāla ʿimrāna ʿalā-l-ʿālamīn
Şüphesiz Allah, Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini (diğer) alemlere üstün kıldı.
dhurriyyatan ba'duha mim ba'din wallahu sami'un 'alim
Onlar, birbirinin soyundan gelen bir zürriyettir. Allah, her şeyi işiten, her şeyi bilen demektir.
iḏ qālat i mraʾatu ʿimrāna rabbī innī naḏartu laka mā fī baṭnī muḥarraran fataqabbal minnī innaka anta s-samīʿu l-ʿalīmu
Hani İmran'ın karısı demişti ki: "Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz sen, hakkıyla bilen, kemaliyle duyan sensin."
fe-lem-mā wa-ḍaʿat-hā qa-lat rab-bi in-nī wa-ḍaʿ-tu-hā un-thā wa-l-lā-hu aʿ-la-mu bi-mā wa-ḍaʿat wa-lay-sa al-ththa-ka-ru ka-l-un-thā wa in-nī sam-may-tu-hā Mar-yam wa in-nī uʿī-thu-hā bi-ka wa-thu-riy-ya-ta-hā min al-shay-ṭā-ni al-ra-jīm
Onu doğurunca, şöyle dedi: Rabbim! Ben onu kız olarak doğurdum. Allah ise onun ne doğurduğunu daha iyi bilir. Erkek, kız gibi değildir. Ben ona Meryem adını verdim. Ve ben, onu ve soyunu o recîm (kovulmuş) şeytandan senin hıfzına/korumana/sığınmasına emanet ediyorum.
Fetakabbelahā rabbuhā bikabūlin ḥasanin Ve enbet'ehā nebātan ḥasanan Ve keffelehā Zekeriyyā Kullamā dakhala ʿalayhā Zekeriyyā l-miḥrāba wajada ʿindahā rizqan Qāla yā Maryamu annā laki hādhā Qālat huwa min ʿindi Llāhi ʾInna Llāha yarzuqu man yashāʾu bi-ghayri ḥisābin
Böylece Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onunla O ilgilendi. Zekeriya ne zaman onun yanına, mîraba girdiyse, onun yanında bir yiyecek buldu. "Ey Meryem! Bu senin için nereden geldi?" dedi. Meryem de: "O, Allah tarafındandır. Şüphesiz Allah, dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır" dedi.
hunālika daʿā zakariyyā rabbahū qāla rabbī hab lī min ladunka dhurriyyatan ṭayyibatan ʾinnaka samīʿu d-duʿāʾi
İşte orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana tarafından temiz bir soy ver. Şüphesiz Sen duayı hakkıyla işitensin."
fanādathu al-malāʾikatu wa-huwa qāʾimun yuṣallī fī al-miḥrābi anna Allāha yubashshiruka bi-Yaḥyā muṣaddiqan bi-kalimatin mina Allāhi wa-sayyidan wa-ḥaṣūran wa-nabiyyan mina al-ṣāliḥīna
Derken melekler ona, mabedde namaz kılarken şöyle seslendi: Allah sana, Allah'tan bir kelimeyi doğrulayan, aynı zamanda efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamber olan Yahya'yı müjdeler.
qāla rabbi annā yakūnu lī ġulāmun waqad balaganī al-kibaru wamraʾatī ʿāqirun qāla kaḏālika ʾallāhu yafʿalu mā yašāʾu
Dedi ki: "Rabbim! Bana yaşlılık gelmişken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir? Allah dilediğini yapar."
qāla rabbi-jʿal lī ʾāyatan qāla ʾāyatuka ʾallā tukallima n-nāsa thalāthata ʾayyāmin ʾillā ramzan wa-dhkur rabbaka kathīran wa-sabbih bi-l-ʿashiyyi wa-l-ʾibkāri
O dedi ki: Rabbim! Bana bir alâmet (işaret) ver. Allah buyurdu ki: Senin alâmetin, insanlarla üç gün, (dili tutulmuş gibi) konuşamaman olacak. Ancak işaretle (ima ile) konuşabileceksin. Rabbini çok zikret ve akşam-sabah tesbih et.
wa-idh qālat-i l-malāʾikatu yā-maryamu ʾinna-llāha-ṣṭafāki wa-ṭahharaki wa-ṣṭafāki ʿalā nisāʾi l-ʿālamīna
Hani melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz yarattı ve seni dünya kadınlarının üstüne seçti."
yā maryamu ʾqnutī lirabbiki wasjudī warkʿī maʿa r-rākiʿīn
Ey Meryem! Rabbine itaat et, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku'a var.
dhālika min anbāʾi l-ghaybi nūḥīhi ilayka wa mā kunta ladayhim idh yulqūna aqlāmahum ayyuhum yakfulu Maryama wa mā kunta ladayhim idh yakhtaṣimūn
İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb (gizli) haberlerindendir. Onlar, kalemlerini atıp da hangisinin Meryem'i himayesine alacağı hususunda kur'a çekerlerken sen yanlarında değildin. Onlar çekişirlerken de yanlarında değildin.
idh qālati l-malāʾikatu yāmaryamu ʾinna llāha yubashshiruki bikalimatin minhu ʾismuhu l-masīḥu ʿīsā bnu maryama wajīhan fī d-dunyā wa-l-ʾākhirati wa-mina l-muqarrabīna
Hani melekler şöyle demişti: 'Ey Meryem! Allah seni, kendisi tarafından bir kelime ile müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır. Kendisi dünyada ve ahirette itibarlı ve (Allah'a) yakın olanlardandır.'
wayukallimu n-nāsa fī l-mahdi wa kahlā wa mina ṣ-ṣāliḥīna
İnsanlarla beşikte iken de, yetişkinken de konuşacaktır. Ve salihlerden olacaktır.
qālat rabbi annā yakūnu lī waladun wa-lam yamsasnī basharun qāla kadhālikillāhu yakhluqu mā yashāʾu idhā qaḍā ʾamran fa-innamā yaqūlu lahū kun fa-yakūnu
“Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim çocuğum nasıl olabilir?” dedi. Allah, “İşte böyledir; Allah dilediğini yaratır. Bir şeye hükmettiği zaman, ona sadece ‘Ol!’ der, o da oluverir.” buyurdu.
wa yuʿallimuhu l-kitāba wa-l-ḥikmata wa-t-tawrāta wa-l-injīla
Ve ona Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecektir.
wa rasūlan ilā banī isrāʾīla annī qad jiʾtukum bi-āyatin min rabbikum annī ʾakhluqu lakum mina ṭ-ṭīni ka-hayʾati ṭ-ṭayri fa-ʾanfukhu fīhi fa-yakūnu ṭayran bi-ʾidhni llāhi wa ʾubriʾu l-ʾakmaha wa l-ʾabraṣa wa ʾuḥyī l-mawtā bi-ʾidhni llāhi wa ʾunabbiʾukum bimā taʾkulūna wa mā taddakhirūna fī buyūtikum ʾinna fī dhālika la-ʾāyatan lakum ʾin kuntum muʾminīna
Ve İsrailoğullarına da (şöyle diyen) bir resul (göndereceğim): 'Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) bir ayetle size geldim. Ben size çamurdan kuş örneği yapar, ona üflerim ve Allah'ın izniyle o kuş olur. Yine Allah'ın izniyle anadan doğma körleri ve abraş hastalarını iyileştirir, ölüleri diriltirim. Evlerinizde yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi de size haber veririm. Elbette bunlarda, eğer inanmış kimselerseniz sizin için bir ayet (delil) vardır.'
wa muṣaddiqan limā bayna yadayya mina t-tawrāti wa liʾuḥilla lakum baʿḍa l-ladhī ḥurrimʿalaykum wa jiʾtukum biʾāyatin min rabbikum fattaqū l-lāha wa ʾaṭīʿūn
Ve önümdeki Tevrat'ı tasdik edici ve size haram kılınan bazı şeyleri helal etmek için (geldim) ve size Rabb'inizden bir ayet getirdim. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
ʾinna Allāha rabbī wa rabbukum fa-ʿbudūhu hādhā ṣirāṭun mustaqīm
Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O halde yalnız O'na kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur.
fe-lemmā ʾaḥassa ʿīsā min-humu l-kufra qāla man ʾanṣārī ʾilā llāhi qāla l-ḥawāriyyūna naḥnu ʾanṣāru llāhi ʾāmannā bi-llāhi wa-šhad bi-ʾannanā muslimūna
İsa onların küfrünü sezince, "Allah yolunda bana yardımcı olacak kimdir?" dedi. Havariler, "Allah yolunda yardımcılar biziz! Allah'a iman ettik. Şahit ol ki biz Müslümanlarız!" dediler.
Rabbanā āmannā bimā anzalta Wattabaʿnā ar-rasūla Faktubnā maʿa ash-shāhidīn
Rabbimiz! İndirdiğin (mesaj)a inandık ve Resûl'e uyduk. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle birlikte yaz.
wa makarū wa makara Allāhu wa Allāhu khayru l-mākirīn
Onlar tuzak kurdular. Allah da onlara tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en iyisidir.
idh qala allahu ya 'isa inni mutawaffika wa rafi'uka ilayya wa mutahhiruka minal ladhina kafaroo wa ja'ilul ladhina ittaba'ooka fawqal ladhina kafaroo ila yawmil qiyamah thumma ilayya marji'ukum fa ahkumu baynakum fima kuntum feehi takhtalifoon
Hani Allah, "Ey İsa! Ben senin ecelini dolduracak, seni nezdime yüceltecek, seni inkârcılardan temizleyecek ve sana uyanları kıyamete kadar küfredenlerin üstüne çıkaracak olanım. Sonra dönüşünüz yalnız banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda ben hükmedeceğim" dedi.
faʾammā alladhīna kafarū faʾuʿadhdhibuhum ʿadhāban shadīdan fī d-dunyā wa-l-ʾākhirati wa mā lahum min nāṣirīn
İnkâr edenlere gelince, onları dünyada da ahirette de şiddetli bir azapla cezalandıracağım. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
waʾammā alladhīna ʾāmanū wa ʿamilū ṣ-ṣāliḥāti fayuwaffīhim ʾujūrahum wa-llāhu lā yuḥibbu ẓ-ẓālimīna
İman edip salih amel işleyenlere gelince, Allah onların ecirlerini eksiksiz ödeyecektir. Allah zalimleri sevmez.
dhālika natlūhu ʿalayka mina l-ʾāyāti wa-dh-dhikri l-ḥakīm
Bu, sana okuduğumuz ayetlerden ve hikmet dolu zikirden (Kur'an'dan) ibarettir.
İnne mesele ‘Îsâ ‘indallâhi kemeseli Âdeme ḫaleḳahû min turâbin śümme ḳâle lehû kün feyekûnü
Şüphesiz Allah katında İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "Ol!" dedi, o da hemen oluverdi.
al-ḥaqqu min rabbika felā takun mina al-mumtarīn
Hak, Rabbindendir. Şüphe edenlerden olma.
fe men ḥājjake fīhi mim baʿdi mā jāʾake minel-ʿilm(i) fe qul teʿālev(ā) nedʿu abnāʾanā ve abnāʾakum ve nisāʾanā ve nisāʾakum ve enfusana ve enfusakum summe nebtehil fe necʿal laʿneta Llāhi ʿalel-kāżibīn(e)
Sana gelen ilimden sonra, onun hakkında seninle tartışmaya girenlere de ki: "Gelin, biz de sizin oğullarınızı, siz de sizin oğullarınızı, biz de sizin kadınlarınızı, siz de sizin kadınlarınızı, biz de sizin kendilerimizi (canlarımızı) ve siz de sizin kendilerinizi (canlarınızı) çağıralım. Sonra da karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın yalancılar üzerine lanetini dileyelim."
inna hāḏā lahuwa l-qaṣaṣu l-ḥaqqu wa mā min ʾilāhin ʾillā llāhu wa ʾinna llāha lahuwa l-ʿazīzu l-ḥakīmu
Şüphesiz ki bu, (sana anlatılan) dosdoğru kıssadır. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Ve şüphesiz Allah, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibidir.
faʾin tawallaw faʾinna ʾallāha ʿalīmun bi-l-mufsidīn
Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah bozguncuları bilendir.
qul yā ahla l-kitābi taʿālav ʾilā kalimatin sawāʾin baynanā wa-baynakum ʾallā naʿbuda ʾillā llāha wa-lā nušrika bihi šayʾan wa-lā yattahiḏa baʿḍunā baʿḍan ʾarhāban min dūni llāhi fa-ʾin tawallaw fa-qūlū ʾašhadū bi-ʾannā muslimūna
De ki: "Ey kitap ehli! Gelin, sizinle bizim aramızda müsavi (eşit) bir kelimeye (toplanalım): Allah'tan başkasına tapmayalım, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da birbirimizi Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, o zaman deyin ki: "Bizim Müslüman olduğumuza şahit olun."
yā ʾahla l-kitābi lima tuḥājjūna fī ʾibrāhīma wa mā ʾunzilati t-tawrātu wa l-ʾinjīlu ʾillā min baʿdihi ʾafalā taʿqilūna
Ey Kitap Ehli! İbrahim hakkında ne diye tartışıyorsunuz? Tevrat da İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Akıl erdirmiyor musunuz?
hā antum hāʾulāʾi ḥājacartum fīmā lakum bihi ʿilmun falima tuḥājjūna fīmā laysa lakum bihi ʿilmun wallāhu yaʿlamu wa antum lā taʿlamūna
İşte siz, az çok bilgili olduğunuz konularda böyle tartıştınız. Peki ya hiç bilginiz olmayan konularda niçin tartışıyorsunuz? Oysa Allah bilir, siz bilmezsiniz.
mā kāna ibrāhīmu yahūdiyyan walā naṣrāniyyan walākin kāna ḥanīfan musli̇man wamā kāna mina l-mušrikīn
İbrahim ne Yahudi idi, ne de Hristiyan; fakat o, Allah'a yönelmiş dosdoğru bir Müslüman idi ve müşriklerden değildi.
inna awlā an-nāsi bi-ibrāhīma la-llaḏīna ittabaʿūhu wa-hāḏā an-nabiyyu wa-llaḏīna āmanū wa-llāhu walīyyu al-muʾminīna
İnsanların İbrahim'e en yakın olanları, ona uyanlar, şu peygamber ve ona iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.
waddat ṭāʾifatun min ʾahli l-kitābi law yuḍillūnakum wa mā yuḍillūna ʾillā ʾanfusahum wa mā yashʿurūn
Kitap ehlinden bir zümre, sizi saptırmak ister. Halbuki onlar ancak kendilerini saptırırlar ve bunun farkında değillerdir.
yā ʾahla l-kitābi lima takfurūna bi-ʾāyāti llāhi wa-ʾantum tašhadūn
Ey Kitap Ehli! Siz de şahit olup dururken, niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
yā ʾahla l-kitābi lima talbisūna l-ḥaqqa bi-l-bāṭili wa-taktumūna l-ḥaqqa wa-ʾantum taʿlamūna
Ey Kitap Ehli! Hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz.
wa qālat ṭāʾifatun min ʾahli l-kitābi ʾāminū bi-lladhī ʾunzila ʿalā lladhīna ʾāmanū wajha n-nahāri wa-kfurū ʾākhirahu laʿallahum yarjiʿūna
Kitap ehlinden bir grup: "Gündüzün başında inananlara inanın, sonunda inkâr edin!" dediler.
wa lā tuʾminū ʾillā liman tabiʿa dīnakum qul ʾinna l-hudā hudā llāhi ʾan yuʾtā ʾaḥadun mithla mā ʾūtītum ʾaw yuḥājjūkum ʿinda rabbikum qul ʾinna l-faḍla biyadi llāhi yuʾtīhi man yashāʾu wa llāhu wāsiʿun ʿalīmun
Sizin dininize uyanlardan başkasını tasdik etmeyin. De ki: "Doğru yol, Allah'ın doğru yoludur. Size verilmiş olanın bir benzerinin bir başkasına verilmesi veya Rabbinizin huzurunda sizinle tartışmaları (ihtimali) söz konusu olamaz." De ki: "Şüphesiz fazl Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, Vâsi'dir, Alîm'dir."
yakhtaṣṣu biraḥmatihī man yashāʾu wa-llāhu ḏū l-faḍli l-ʿaẓīmi
Dilediğini kendi rahmetine seçer. Allah, büyük fazl sahibidir.
wa-min ahli l-kitābi man in taʾmanhu bi-qinṭārin yuʾaddīhi ʾilayka wa-minhum man in taʾmanhu bi-dīnārin lā yuʾaddīhi ʾilayka ʾillā mā dumta ʿalayhi qāʾiman dhālika bi-ʾannahum qālū laysa ʿalaynā fī l-ʾummiyyīna sabīlun wa-yaqūlūna ʿalā llāhi l-kaḏiba wa-hum yaʿlamūna
Kitap ehlinden öylesi vardır ki, eğer ona bir yük altın emanet bıraksan, sen onu geri vermesini isteyinceye kadar onu sana öder. Yine onlardan öylesi de vardır ki, eğer ona bir dinar emanet bıraksan, sen tepesine dikilmedikçe onu sana ödemez. Bu böyledir, çünkü onlar: "Biz Arap olmayanlar (Ümmîler) hususunda bize bir yol yoktur" derler. Ve onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
balā man ʾawfā bi-ʿahdihi wa-ttaqā fa-ʾinna ʾallāha yuḥibbu l-muttaqīn
Hayır! Kim ahdine vefa gösterir ve Allah'tan korkarsa, şüphesiz Allah da takva sahiplerini sever.
ʾinna lladhīna yashtarūna biʿahdi llāhi wa-ʾaymānihim thamanan qalīlan ʾulāʾika lā khalāqa lahum fī l-ʾākhirati wa-lā yukallimuhumu llāhu wa-lā yanẓuru ʾilayhim yawma l-qiyāmati wa-lā yuzakkīhim wa-lahum ʿadhābun ʾalīmun
Allah'ın ahdini ve kendi yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir nasibi yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz, onları (rahmetiyle) bakmaz ve onları tertemiz kılmaz. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
wa-ʾinna minhum lafarīqan yalwūna ʾalsinatahum bil-kitābi litaḥsabūhu minal-kitābi wa-mā huwa minal-kitābi wa-yaqūlūna huwa min ʿindi-llāhi wa-mā huwa min ʿindi-llāhi wa-yaqūlūna ʿalā-llāhi l-kaḏiba wa-hum yaʿlamūna
Onlardan öylesine bir topluluk vardır ki, dillerini Kitap'la öyle eğerler ki, siz onu Kitap'tan sanırsınız. Oysa o Kitap'tan değildir. Ve "O, Allah katındandır" derler. Oysa o, Allah katından değildir. Ve Allah'a karşı yalan söylerler; halbuki onlar bilirler.
mā kāna li-basharin an yuʾtiyahū ʾllāhu l-kitāba wa-l-ḥukma wa-n-nubūwata thumma yaqūla li-n-nāsi kūnū ʿibādan l-lī min dūni ʾllāhi wa-lākin kūnū rabbāniyyīna bimā kuntum tuʿallimūna l-kitāba wa-bimā kuntum tadrusūna
Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiği hiçbir insana, ondan sonra insanlara şöyle demesi yakışmaz: "Allah'ı bırakıp bana kullar olun!" Fakat (o şöyle demeli): "Öğrettiğiniz kitaplara ve onu okuyup anladığınıza göre, halis kullarım olun!"
wa-lā yaʾmurakum an tattakhidhū al-malāʾikata wa-n-nabiyyīna ʾarbābā ʾayaʾmurukum bi-l-kufri baʿda ʾidh ʾantum muslimūn
O, size melekleri ve peygamberleri rabler edinin diye emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra O size küfrü mü emredecek?
wa-ʾiḏ ʾaḵaḏa llāhu mīṯāqa n-nabiyyi-na lamā ʾātaytukum min kitābin wa-ḥikmatin ṯumma jāʾakum rasūlun muṣaddiqun limā maʿakum l-tuʾminunna bihi wa-l-tanṣurūnnahu qāla ʾaʾaqrartum wa-ʾaḵaḏtum ʿalā ḏālikum ʾiṣrī qālū ʾaqrarnā qāla fa-šhadū wa-ʾanā maʿakum mina š-šāhidīn
Hani Allah, peygamberlerden, "Size Kitap ve hikmet verdim. Sonra size de sizin yanınızdaki (gerçeği) doğrulayan bir elçi gelince, ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz" diye ahid (misak) almıştı. (Onlara) "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" demişti. (Onlar) "İkrar ettik" demişlerdi. (Allah) "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım" buyurmuştu.
fe-men tevellā baʿde dhālika fa-ʾulāʾike humu l-fāsiqūn
Artık kim bundan sonra dönerse, işte onlar fasiktirlar.
ʾafaghayra dīni ʾllāhi yبغhūna walʾa-hū ʾaslama man fī s-samāwāti wal-ʾarḍi ṭawʿan wa-karhan wa-ʾilayhi yurjaʿūna
Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa isteyerek veya istemeyerek O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir.
qul ʾāmannā bi-llāhi wa mā ʾunżila ʿalaynā wa mā ʾunżila ʿalā ʾibrāhīma wa-ʾismāʿīla wa-ʾisḥāqa wa-yaʿqūba wa-l-ʾasbāṭi wa mā ʾūtiya mūsā wa-ʿīsā wa-n-nabiyyūna min rabbihim lā nufarriqu bayna ʾaḥadin minhum wa naḥnu lahuū muslimūna
De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya verilenler ile diğer peygamberlere Rableri tarafından verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini ayırmayız ve biz O'na teslim olmuşlarız."
ve men yebtaği ġayra l-islāmi dīnā fe-len yuḳbele minhu ve hüve fī l-ʾāḫirati mine l-ḫāsirīn
Kim İslam'dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul edilmez. Ve o, ahirette de husrana uğrayanlardandır.
kayfa yahdī allāhu qawman kafarū baʿda īmānihim wašahidū anna ar-rasūla ḥaqqun wa jāʾahumu al-bayyinātu wa allāhu lā yahdī al-qawma aẓ-ẓālimīna
Allah, imanlarından sonra kâfir olmuş, peygamberin hak olduğuna şahitlik etmiş ve kendilerine apaçık deliller gelmiş bir toplumu nasıl doğru yola iletir? Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.
ʾulāʾika jazāʾuhum ʾanna ʿalayhim laʿnata ʾllāhi wa-l-malāʾikati wa-n-nāsi ʾajmaʿīn
İşte bunların cezası, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır.
khālidīna fīhā lā yukhaffafu ʿanhumu l-ʿadhābu walā hum yunẓarūn
Onlar orada ebedî kalırlar. Kendilerinden azap hafifletilmez ve onlara mühlet verilmez.
illa alladhīna tābū min baʿdi dhālika waʾaṣlaḥū faʾinna allāha ghafūrun raḥīmun
Ancak bundan sonra tevbe eden ve ıslah olanlar başka. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
ʾinna lladhīna kafarū baʿda ʾīmānihim thumma zdādū kufran lan tuqbala tawbatuhum wa ʾulāʾika humu ḍ-ḍāllūna
İmanlarından sonra inkâra sapan, sonra da inkârlarını artırarak küfürlerini çoğaltanların tevbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar, (haktan) sapmışların ta kendileridir.
ʾinna lladhīna kafarū wamātū wahum kuffārun falan yuqbala min ʾaḥadihim milʾu l-ʾarḍi dhahaban walawiftadā bihī ʾulāʾika lahum ʿadhābun ʾalīmun wamā lahum min nāṣirīna
Şüphesiz inkâr edenler ve kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden, (kurtulmalık olarak) yeri dolduracak kadar altın bile olsa kabul edilmez. İşte onlar için acı veren bir azap vardır ve kendileri için hiçbir yardımcı da yoktur.
lan tanālū al-birra ḥattā tunfiqū mimmā tuḥibbūn wa mā tunfiqū min shayʾin fa-inna Allāha bihi ʿalīm
Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.
kullu ṭ-ṭaʿāmi kāna ḥillan li-banī ʾisrāʾīla ʾillā mā ḥarrāma ʾisrāʾīlu ʿalā nafsihi min qabli ʾan tunazzala t-tawrātu qul faʾtū bi-t-tawrāti fa-tlūhā ʾin kuntum ṣādiqīna
İsrailoğullarına bütün yiyecekler helal idi; ancak İsrail'in (Yakup'un) kendi nefsine haram kıldığı müstesna. De ki: 'Eğer doğru sözlü iseniz Tevrat'ı getirin ve okuyun.'
fe meniftarā ʿalā llāhi l-kaḏiba mim baʿdi ḏālika fa-ʾulāʾika humu ẓ-ẓālimūn
Bundan sonra kim Allah'a yalan isnad ederse, işte onlar zalimlerdir.
qul ṣadaqa -llāh fāttabiʿū milleta ʾibrāhīma ḥanīfā wa mā kāna mina -lmušrikīn
De ki: "Allah doğru söylemiştir. Öyleyse hakka yönelen İbrahim'in dinine uyun. O, ortak koşanlardan değildi."
ʾinna ʾawwala baytin wuḍiʿa lil-nāsi la-llaḏī bibakkata mubārakan wa-hudan lil-ʿālamīn
Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ev (mâbed), Mekke'de, alemlere bir bereket ve hidayet kaynağı olarak (inşa edilen) Ka'be'dir.
fīhi ʾāyātun bayyinātun maqāmu ʾibrāhīm wa man dakhala-hu kāna ʾāminan wa li-llāhi ʿalā an-nāsi ḥijju al-bayti mani istṭāʿa ʾilayhi sabīlan wa man kafara fa-ʾinna llāha ġaniyyun ʿani al-ʿālamīn
Onda apaçık ayetler, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güven içinde olur. Yolu gücü yeten herkesin o evi haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir.
Qul yā ahla l-kitābi Lima takfurūna bi-āyāti llāhi Wa-llāhu shahīdun ʿalā mā taʿmalūna
De ki: "Ey Kitap Ehli! Allah'ın ayetlerine neden küfrediyorsunuz? Oysa Allah yaptıklarınızı görüp durmaktadır."
Qul yā ʾahla l-kitābi Lima taṣuddūna ʿan sabīli llāhi man ʾāmana Tabġūnahā ʿiwajan Wa ʾantum shuhadāʾu Wa mā llāhu bighāfilin ʿammā taʿmalūna
De ki: "Ey Kitap Ehli! Niçin Allah'ın yolundan, iman edenleri çeviriyorsunuz? Oysa siz de (onların haklılığına) şahitlersiniz. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir."
yā ayyuhā lladhīna āmanū in tuṭīʿū farīqan mina lladhīna ūtū l-kitāba yaruddūkum baʿda īmānikum kāfirīna
Ey iman edenler! Eğer Kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız, sizi imanınızdan sonra kâfir yaparlar.
wa kayfa takfurūna wa antum tutlā ʿalaykum āyātu llāhi wa fīkum rasūluhu wa man yaʿtaṣim bi llāhi faqad hudīya ilā ṣirāṭin mustaqīm
Allah'ın ayetleri size okunup dururken ve aranızda O'nun Resûlü de bulunurken nasıl küfredebilirsiniz? Kim Allah'a sımsıkı sarılırsa, şüphesiz ki o, doğru bir yola iletilmiştir.
yā ayyuhā alladhīna āmānū ittaqū allāha ḥaqqa tuqātihī walā tamūtunna illā wa-antum muslimūn
Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.
wa-ʿtaṣimū bi-ḥabli ʾllāhi jamīʿan wa-lā tafarraqu wa-ʾdhkurū niʿmata ʾllāhi ʿalaykum ʾidh kuntum ʾaʿdāʾan fa-ʾallafa bayna qulūbikum fa-ʾaṣbaḥtum bi-niʿmatihī ʾikhwānan wa-kuntum ʿalā shafā ḥufratin mina n-nāri fa-ʾanqadhakum minhā kadhālika yubayyinullāhu lakum ʾāyātihi laʿallakum tahtadūn
Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın, bölünüp ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani siz birbirinize düşmandınız da O, kalplerinizi birleştirmişti ve O'nun nimetiyle kardeşler olmuştunuz. Bir ateş çukurunun kenarında iken sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah, doğru yolu bulasınız diye size ayetlerini böyle açıklar.
wa-latkun minkum ummatun yad'ūna ilā l-khayri wa-ya'murūna bi-l-ma'rūfi wa-yanhawna 'ani l-munkari wa-ulā'ika humu l-mufliḥūna
Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir ümmet bulunsun. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir.
wa lā takūnū ka-lladhīna tafarraqū wa-khtalafū min baʿdi mā jāʾahumu l-bayyinātu wa ʾulāʾika lahum ʿadhābun ʿaẓīmun
Siz de, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılığa düşen ve (gerçeği) tartışanlar gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
yawma tabyaḍḍu wujūhun wa taswadu wujūhun fa-ammā alladhīna uswaddat wujūhuhum a-kafartum baʿda īmānikum fa-dhūqū al-ʿadhāba bimā kuntum takfurūn
O gün birtakım yüzler ağarır, birtakım yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "Siz iman ettikten sonra kâfir mi oldunuz? Öyleyse tattığınız küfür yüzünden azabı tadın!" denilir.
waʾammā allaḏīna ibyaḍḍat wujūhuhum fafī raḥmati llāhi hum fīhā ḫālidūn
Yüzleri ak olanlara gelince; işte onlar Allah'ın rahmetindedirler; orada ebedî kalırlar.
tilka ʾāyātu llāhi natlūhā ʿalayka bil-ḥaqqi wa mā llāhu yurīdu ẓulman lil-ʿālamīn
Bunlar, sana dosdoğru okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah, âlemler için zulüm dilemez.
wa lil-lāhi mā fī s-samāwāti wa mā fī l-ʾarḍi wa ʾilā llāhi turjaʿu l-ʾumūru
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Bütün işler de sonunda Allah'a döner.
kuntum khayra ummatin ukhrijat lilnnāsi taʾmurūna bil-maʿrūfi wa-tanhawna ʿani l-munkari wa-tuʾminūna billāhi wa-law āmana ahlu l-kitābi lakāna khayran lahum minhumu l-muʾminūna wa-aktharuhumu l-fāsiqūna
Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirir ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inanmış olsaydı, kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var, fakat çoğu yoldan çıkmışlardır.
lan yaḍurrukum illā ḏan wa-in yuqātilūkum yewallūkumul-adbār ṯumma lā yunṣarūn
Onlar size ancak eziyet verebilirler. Eğer sizinle savaşa çıkarlarsa, gerisin geri dönerler. Sonra onlara yardım edilmez.
ḍuribat ʿalayhimu ẓ-ẓilalatu ayna mā thuqifū illā biḥablin mina llāhi waḥablin mina n-nāsi wa bāʾū biġaḍabin mina llāhi wa ḍuribat ʿalayhimu l-maskanatu dhālika bi ʾannahum kānū yakfurūna bi ʾāyāti llāhi wa yaqtulūna l- ʾanbiyāʾa biġayri ḥaqqin dhālika bimā ʿaṣaw wa kānū yaʿtadūna
Onlar, nerede bulunsalar, Allah'ın ipine ve insanların ipine (sığınmadıkça) üzerlerine zillet (aşağılık) damgası vurulmuştur. Allah'tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine de miskinlik (aşağılık) damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri yüzündendi. Bu da onların isyan etmiş olmaları ve haddi aşmış olmalarındandır.
laysū sawāʾan min ʾahli l-kitābi ʾummatun qāʾimatun yatlūna ʾāyāti llāhi ʾānāʾa l-layli wa-hum yasjudūna
Kitap Ehli'nin hepsi bir değildir; gece vaktinde Allah'ın ayetlerini okuyup secdeye kapanan dosdoğru bir topluluk da vardır.
yuʾminūna bi-llāhi wa-l-yawmi l-ʾākhiri wa-yaʾmurūna bi-l-maʿrūfi wa-yanhawna ʿani l-munkari wa-yusāriʿūna fī l-khayrāti wa-ʾulāʾika mina ṣ-ṣāliḥīna
Onlar Allah'a, ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler ve hayırlara koşuşurlar. İşte bunlar iyi kimselerdendir.
Ve mā yafʿalū min khayrin falan yukfarūhu Veʾllāhu ʿalīmun bil-muttaqīn
Her ne hayır işlerseniz, bilin ki Allah onu bilir. Ve Allah takva sahiplerini bilir.
ʾinna llaḏīna kafarū lan tuġniya ʿanhum ʾamwāluhum walā ʾawlāduhum mina llaāhi šayʾan wa ʾulāʾika ʾaṣḥābu n-nāri hum fīhā ḫālidūna
Şüphesiz inkâr edenlerin ne malları ne de evlatları, kendilerini Allah'tan (kurtaracak) hiçbir şeye yaramaz. Onlar cehennem ehlidirler; orada ebedî kalırlar.
Mathalu mā yunfiqūna fī hādhihi al-ḥayāti ad-dunyā kamathali rīḥin fīhā ṣirrun aṣābat ḥarth qawmin ẓalamū anfusahum fa-ahlakathu Wa mā ẓalamahumu Allāhu wa lākin anfusahum yaẓlimūn
Onların bu dünya hayatında yapmakta oldukları harcamaların durumu, içinde dondurucu bir soğuk bulunan ve kendi kendilerine zulmetmiş bir kavmin ekinlerine isabet edip de onu mahveden bir rüzgârın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
yāʾayyuhā llaḏīna ʾāmanū lā tattahẖiḏū biṭānetan min dūnikum lā yaʾlūnakum habālā waddū mā ʿanittum qad badati l-baġḍāʾu min ʾafwāhihim wamā tuḥfī ṣudūruhum ʾakbaru qad bayyannā lakumu l-ʾāyāti ʾin kuntum taʿqilūna
Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Düşmanlıkları ağızlarından (açıkça) belli olmuştur. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer akıl erdirecek olursanız, size ayetleri açıkladık.
hā'antum ʾulāʾi tuḥibbūnahum walā yuḥibbūnakum watūʾminūna bilkitābi kullihī waʾiḏā laqūkum qālū ʾāmannā waʾiḏā ḵalaw ʿaḍḍū ʿalaykumu l-ʾanāmila mina l-ḡayẓi qul mūtū biḡayẓikum ʾinna ḷḷāha ʿalīmun biḏāti ṣ-ṣudūri
Siz öyle kimselersiniz ki onları seversiniz, halbuki onlar size buğz ederler. Siz, bütün kitaplara inanmışsınızdır. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Baş başa kaldıkları zaman da, size karşı besledikleri kin ve hiddetten dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizle geberin! Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü bilendir."
in temseskum hasenetun tesu'hum ve in tusibkum seyyi'etun yefrahu biha ve in tasbiru ve tetteku la yadurrukum keyduhum şey'en innallaha bima ya'melune muhitun
Eğer size bir iyilik dokunursa bu onları tasalandırır, eğer başınıza bir kötülük gelirse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların hileli düzenleri size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını kuşatmaktadır.
wa-ʾidh ghadawta min ʾahlika tubawwiʾu l-muʾminīna maqāʿida lil-qitāli wa-llāhu samīʿun ʿalīmun
Hani sen ailenden ayrılıp (Uhud'a doğru) müminleri savaş düzenine yerleştiriyordun. Allah işitendir, bilendir.
idh hammaṭ ṭāʾifatāni minkum an tafshalā wa-llāhu waliyyuhumā wa-ʿalā llāhi falyatawakkali l-muʾminūn
Sizden iki topluluğun bozguna uğramaya yüz tuttuğu zamanı hatırlayın. Allah onların yardımcısıydı. İşte bu yüzden müminler yalnız Allah'a güvenmelidir.
Ve lekad nasarakumu(A)llâhu bibedrin ve entum ezille(tun) Fettekû(A)llâhe le’allekum teşkurûn
Andolsun ki Allah size Bedir'de yardım etmişti, oysa siz zayıf ve az idiniz. Öyleyse Allah'tan korkup sakının ki şükredesiniz.
iḏ taqūlu lil-muʾminīn ʾalan yakfiyakum ʾan yumididakum rabbukum bi-ṯalāṯati ʾālāfin mina l-malāʾikati munzalīn
Hani o zaman mü'minlere şöyle diyordun: "Rabbinizin, size üç bin melekle yardım indirmesi size yetmez mi?"
balā in taṣbirū wa tattaqū wa yaʾtūkum min fawrihim hāḏā yumdidkum rabbukum bi-ḫamsati ʾālāfin mina l-malāʾikati musawwimīn
Evet! Eğer sabrederseniz, takva sahibi olursanız ve onlar (düşmanlarınız) hemen üzerinize gelirlerse, Rabbiniz size, nişanlı/damgalı beş bin melek ile yardım edecektir.
wa mā jaʿalahu ʾllāhu ʾillā bushṛā lakum wa litaṭmaʾinna qulūbukum bihi wa mā n-naṣru ʾillā min ʿindi ʾllāhi l-ʿazīzi l-ḥakīm
Allah, bunu ancak size bir müjde kılmak ve kalplerinizin onunla yatışmasını sağlamak için yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tandır.
liyaqṭaʿa ṭarafan mmina lladhīna kafarū aw yakbitahum fayanqalibū khāʾibīn
Onları kesip biçmek için ya da onları kahredip umduklarına nail olmadan dönmelerini sağlamak için...
laysa laka mina l-amri shayʾun aw yatūba ʿalayhim aw yuʿaḏḏibahum fa-ʾinnahum ẓālimūn
Onların işinden sana hiçbir şey (yoktur); O, onların tevbesini kabul etsin veya onlara azap etsin, çünkü onlar zalimlerdir.
wa lil-lāhi mā fī s-samāwāti wa mā fī l-arḍi yaghfiru liman yashāʾu wa yuʿadhdhibu man yashāʾu wa-llāhu ghafūrun raḥīmun
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
yā ayyuhā lladhīna āmānū lā taʾkulū r-ribā ʾaḍʿāfan muḍāʿafatan wa-ttaqū llāha laʿallakum tufliḥūn
Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.
wa-ttaqū an-nāra allatī ʾuʿiddat lil-kāfirīn
Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının.
wa ʾaṭīʿū ʾllāha wa-r-rasūla laʿallakum turḥamūna
Allah'a ve Peygamber'e itaat edin ki merhamet olunasınız.
wa-sāriʿū ʾilā maghfiratin min rabbikum wa-jannatin ʿarḍuhā s-samāwātu wa-l-ʾarḍu ʾuʿiddat lil-muttaqīn
Ve Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği gökler ve yer kadar olan, takva sahipleri için hazırlanmış bir cennete doğru yarışın.
alladhīna yunfiqūna fī as-sarrāʾi wa-ḍ-ḍarrāʾi wa-l-kāẓimīna l-ghayẓa wa-l-ʿāfīna ʿani n-nāsi wa-llāhu yuḥibbu l-muḥsinīna
Onlar, bollukta da darlıkta da Allah için harcayanlar, öfkelerini yutanlar ve insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri sever.
wa-lladhīna idhā faʿalū fāḥishatan aw ẓalamū anfusahum dhakarū llāha fastagfarū lidhunūbihim wa-man yaghfiru dh-dhunūba illā llāhu wa-lam yuṣirrū ʿalā mā faʿalū wa-hum yaʿlamūna
Onlar, bir kötülük yaptıkları veya kendilerine zulmettikleri zaman Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah'tan başka günahları kim bağışlayabilir? Ve onlar, yaptıklarında ısrar etmezler; biliyorlar.
ʾulāʾika jazāʾuhum maghfiratun min rabbihim wa-jannātun tajrī min taḥtihā l-ʾanhāru khālidīna fīhā wa-niʿma ajru l-ʿāmilīna
İşte onların mükafatı, Rableri katında bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. (Salih) amellerde bulunanların mükafatı ne güzeldir!
qad ḵalat min qabl kum sunanun fasīrū fī l-arḍi fa nẓurū kayfa kāna ʿāqibatu l-mukaḏḏibīn
Sizden önce nice devirler gelip geçti. Bu yüzden yeryüzünde dolaşın da (peygamberleri) yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.
hādhā bayānun linnāsi wa hudan wa mawʿiẓatun lilmuttaqīn
Bu, insanlara bir açıklama, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir hidayet ve bir öğüttür.
wa-lā tahinū wa-lā taḥzanū wa-antum al-aʿlawna ʾin kuntum muʾminīna
Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün olan sizlersiniz.
in yamsaskum qarḥun faqad massa l-qawma qarḥun mithluhū wa-tilka l-ayyāmu nudāwiluhā bayna n-nāsi wa-liyaʿlama llāhu lladhīna ʾāmanū wa-yattakhidha minkum shuhadāʾa wa-llāhu lā yuḥibbu ẓ-ẓālimīna
Eğer size bir yara dokunursa, o topluma da benzer bir yara dokunmuştur. İşte bu günleri biz insanlar arasında evirir çeviririz; böylece Allah, inanmış olanları bilip ortaya çıkarsın ve sizin için de şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.
wa-liyumahhiṣa allāhu alladhīna ʾāmanū wa-yamḥaqa l-kāfirīna
Allah, iman edenleri ayırmak ve kafirleri mahvetmek için (böyle yapmıştır).
am ḥasibtum an tadkhulū l-jannata wa-lammā yaʿlam i l-lāhu l-ladhīna jāhadū minkum wa-yaʿlama ṣ-ṣābirīn
Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve sabredenleri Allah bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
Ve lekad kuntum temennevne el-mevte min kabli en telkavhu Fe kad raeytumuhu ve entum tenzurune
Andolsun ki siz, ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, siz bakıp dururken.
ve mâ muḥammedun illâ rasûlun ḳad ḫalet min ḳablihi ʾr-rusûlu ʾafaʾin mâte ʾaw ḳutila nḳalebtum ʿalā ʾaʿḳâbikum ve men yanḳalib ʿalā ʿaḳibeyhi felen yaḍurra ʾllāhe şeyen ve seyeğzî ʾllāhu ʾş-şâkirîn
Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Eğer o, ölürse veya öldürülürse, siz ökçelerinizin üzerine (geriye) dönecek misiniz? Kim (geriye) dönerse, Allah'a hiçbir zarar vermeyecektir. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır.
wa mā kāna li-nafsin an tamūta illā bi-ʾiḏni llāhi kitāban muʾajjalan wa man yurid ṯawāba d-dunyā nuʾtihī minhā wa man yurid ṯawāba l-ʾāḫirati nuʾtihī minhā wa sa-najzā š-šākirīn
Hiçbir nefis, Allah'ın izni olmadan ölmez. (Ölüm) belirli bir süreye bağlanmıştır. Kim dünya (nimet ve sevabını) isterse, ona ondan veririz. Kim de ahiret (sevabını) isterse, ona ondan veririz. Şükredenleri de mükâfatlandıracağız.
wa kaʾayyin min nabiyyin qātala maʿahu rābiyyūna kathīrun famā wahanū limā ʾaṣābahum fī sabīli llāhi wa mā ḍaʿufū wa mā istakānū wa llāhu yuḥibbu ṣ-ṣābirīn
Nice peygamberler de oldu ki, onlarla birlikte birçok Allah dostu savaşmış, böylece Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, zaafiyet göstermemişler ve boyun eğmemişlerdi. Allah sabredenleri sever.
wa mā kāna qawlahum illā an qālū rabbanā ʾighfir lanā dhunūbanā wa ʾisrāfanā fī ʾamrinā wa thabbit ʾaqdāmanā wa nṣurnā ʿalā l-qawmi l-kāfirīn
Onların sözleri, "Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla! Ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!" demekten başka bir şey değildi.
faʾātāhumu ʾllāhu thawāba ʾddunyā waḥusna thawābi ʾlʾākhirah waʾllāhu yuḥibbu ʾlmuḥsinīn
Bunun üzerine Allah onlara dünya nimetini ve ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah iyilik edenleri sever.
yā ayyuhā alladhīna āmanū in tuṭīʿū alladhīna kafarū yaruddūkum ʿalā aʿqābikum fatanqalibū khāsirīn
Ey iman edenler! Eğer kâfirlere itaat ederseniz, sizi topuklarınızın üzerine gerisin geri çevirirler ve böylece ziyana uğrayanlardan olursunuz.
balillāhu mawlākum wahuwa khayrun-nāṣirīn
Hayır, sizin Mevlânız Allah'tır. O, yardımcıların en iyisidir.
sanulḳī fī ḳulūbi l-leẕīne kafarū r-ruʿbe bimā ʾašrakū bi-llāhi mā lem yunezzil bihi sulṭānen ve meʾvāhumu n-nāru ve biʾse meŝvā ẓ-ẓālimīn
Onları, Allah'a hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, kalplerine korku salacağız. Varacakları yer de cehennemdir. Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür!
Ve lekad sadakakumullâhu va’dehû İz tehussûnehum biʾiznihî Hattâ izâ feşiltum ve tenâza’tum fîl emri ve ‘asaytum min ba’di mâ erâkum mâ tuhıbbûne Minkum men yurîdud dunyâ ve minkum men yurîdul âhırah Summe sarafakum ‘anhum liyebteliyekum Ve lekad ‘afâ ‘ankum Vallâhu zû fadlin ‘alel mu’minîn
Andolsun ki Allah size verdiği sözü tuttu. Hani siz O'nun izniyle onları biçiyordunuz. Nihayet siz gevşediğiniz, iş hakkında çekiştiğiniz ve sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra isyan ettiğiniz zaman, kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra sizi denemek için onlardan yüz çevirtti. Andolsun ki sizi affetti. Allah müminlere karşı lütuf sahibidir.
idh tuṣʿidūna walā talwūna ʿalā ʾaḥadin war-rasūlu yadʿūkum fī ʾuḫrāykum faʾaṯābakum ġamman biġammin likaylā taḥzanū ʿalā mā fātakum walā mā ʾaṣābakum wallāhu ḫabīrum bimā taʿmalūna
Hani siz yokuş yukarı tırmanıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz ve Peygamber de ensenizde size sesleniyordu. Bunun üzerine Allah, size (bu) üzüntüye karşılık bir üzüntü verdi ki, elden çıkan şeye ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberi olanıdır.
Tchumma anzele 'alaykum mim ba'di l-ghammi amanatan nu'āsan yaghshā ṭā'ifatan minkum wa ṭā'ifatun qad ahammathum anfusuhum yaẓunnūna bi-llāhi ghayra l-ḥaqqi ẓanna l-jāhiliyyati yaqūlūna hal lanā mina l-amri min shay'in Qul inna l-amra kullahū li-llāhi yukhfūna fī anfusihim mā lā yubdūna laka yaqūlūna law kāna lanā mina l-amri shay'un mā qutilnā hāhunā Qul law kuntum fī buyūtukum la-baraza lladhīna kutiba 'alayhimu l-qatlu ilā maḍāji'ihim wa li-yabtaliya l-llāhu mā fī ṣudūrikum wa li-yumahḥiṣa mā fī qulūbikum wa-llāhu 'alīmun bi-dhāti ṣ-ṣudūri
Sonra o gamdan sonra üzerinize bir güven (bir emniyet) indirdi. Sizin bir kısmınızı bürüyen bir uyuklama idi ve bir kısmı da kendi canlarının derdine düşmüşlerdi; Allah hakkında, cahiliyet düşünüşü gibi, haksız düşüncelere kapılıyorlardı. "Bu işten bize bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları bir şeyi kendi içlerinde gizliyorlar. "Eğer işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Siz evlerinizde bile olsaydınız, üzerine ölüm yazılmış olanlar, mutlaka çıktıkları mezarlarına doğru çıkarlardı. Ve bu, Allah'ın sizin kalblerinizde olanı denemesi ve kalblerinizde olanı temizlemesi içindir. Ve Allah, göğüslerde olanı bilir."
ʾinna llaḏīna tawallaw min kum yawma ltaqā l-jamʿāni ʾinnamā stazallahumu š-šayṭānu bi-baʿḍi mā kasabū wa-laqad ʿafā llāhu ʿanhum ʾinna llāha ġafūrun ḥalīmun
Şüphesiz içinizden o iki topluluğun (savaş meydanında) karşılaştığı gün sırtını dönenler, ancak kazandıklarının bir kısmıyla şeytan onları telkin etmiş olmasından dolayı olmuştur. Andolsun ki Allah onları affetmiştir. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, halimdir.
yā ʾayyuhā llaḏīna ʾāmanū lā takūnū ka llaḏīna kafarū wa qālū li ʾiḫwānihim iḏā ḍarabū fī l-ʾarḍi ʾaw kānū ġuzzan law kānū ʿindanā mā mātū wa mā qutilū li yaǧʿala llāhu ḏālika ḥasratan fī qulūbihim wa llāhu yuḥyī wa yumītu wa llāhu bimā taʿmalūna baṣīrun
Ey iman edenler! Siz, yeryüzünde (bir yere) giden veya savaşta olan (din) kardeşleriniz için, 'Bizim yanımızda olsaydı ölmez ve öldürülmezdi' diyen kâfirler gibi olmayın. Allah, bunu onların kalplerine bir tasa olarak yerleştirmek için (böyle yaptı). Allah yaşatır ve öldürür. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
Ve leʾin kutiltum fī sebīlillāhi ev muttum lemeġfiratun minallāhi ve raḥmetun ḫayrun mimmā yecmeʿūn
Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'tan bir bağışlama ve rahmet, onların topladıklarından daha hayırlıdır.
Ve leʾin muttum ev kutiltum leʾilallâhi tuhşerûn
Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de mutlaka Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.
fabimā raḥmatin mina llāhi lin-ta lahum wa-law kunta faẓẓan ghalīẓa l-qalbi la-nfaḍḍū min ḥawlik fa-ʿfu ʿanhum wa-staghfir lahum wa-shāwirhum fī l-amri fa-iḏā ʿazamta fa-tawakkal ʿalā llāhi inna llāha yuḥibbu l-mutawakkilīn
Allah'tan bir rahmet olmasaydı, sen onlara karşı yumuşak davranamazdın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılırlardı. Artık onları affet, bağışlanmaları için dua et ve onlarla iş konusunda onlara danış. Bir de azmettiğinde Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
in yansurkumullahu fela galibe lekum ve in yakhdhulkum femen zellezi yansurukum mim ba'dihi ve alallahi felyetevekkeli-lmu'minun
Eğer Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, O'ndan başka kim size yardım edebilir? Artık müminler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar.
wa mā kāna linabiyyin an yagulla wa man yaglul yaʾti bimā ghalla yawma l-qiyāmati thumma tuwaffā kullu nafsin mā kasabat wa hum lā yuẓlamūna
Hiçbir peygamber için emanete hıyanet etmek olamaz. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü hıyanet ettiği şeyle gelir. Sonra herkese kazandığı eksiksiz ödenir. Onlar zulme uğratılmazlar.
afamani-ttabaʿa riḍwāna-llāhi kaman bāʾa bisakhaṭin mina-llāhi wa-maʾwāhu jahanam wa-biʾsa-l-maṣīr
Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'tan bir gazabla dönen ve barınağı cehennem olan kimse gibi olur mu? Ne kötü bir dönüş yeridir!
hum darajātun ʿinda llāhi wa llāhu baṣīrun bimā yaʿmalūn
Onlar, Allah katında dereceler (mertebeler) sahibidirler. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla görmektedir.
leqad menna Allāhu ʿalā l-muʾminīna idh baʿatha fīhim rasūlan min anfusihim yatlu ʿalayhim āyātihī wayuzakkīhim wayuʿallimuhumu l-kitāba wal-ḥikmata wa-in kānū min qablu lafī ḍalālin mubīnin
Andolsun ki Allah, müminlere kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Awalammā aṣābatkum muṣībatu Qad aṣabtum mithlayhā Qultum annā hādhā Qul huwa min ʿindi anfusikum ʾInna Llāha ʿalā kulli shayʾin qadīr
Başınıza gelen bir musibet (Uhud'da iki misli kadarını) tattırmışken, nasıl olur da "Bu nereden geldi?" dersiniz? De ki: "O, sizin kendi (hatalarınızdan) dolayınızdandır." Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
ve mā aṣābakum yawma ltaqā l-jamʿāni fa-bi-ʾidhnillāhi wa-liyaʿlama l-muʾminīna
İki topluluğun karşılaştığı gün başınıza gelen (musibet), Allah'ın izniyle olmuştur ve Allah, iman edenleri ortaya çıkarmak (bilmek) içindir.
wa liyaclama alladhīna nāfaqū wa qīla lahum taʿālaw qātilū fī sabīli llāhi awi dfaʿū qālū law naclamu qitālan lattabaʿnākum hum lilkufri yawmaʾidhin aqrabu minhum lilʾīmāni yaqūlūna biʾafwāhihim mā laysa fī qulūbihim wa llāhu ʾaʿlamu bimā yaktumūna
Hem münafıkların bildiği, hem de onlara: "Gelin, Allah yolunda çarpışın veya savunun!" denildiği zaman: "Biz savaşmayı bilseydik elbette size tâbi olurduk." diyenlerin (halini de bilsin). Onlar o gün inanmaktan çok kâfirliğe yakındılar. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Allah onların gizlediklerini daha iyi bilir.
alladhīna qālū li-ikhwānihim waqaʿadū law aṭāʿūnā mā qutilū qul fadraʾū ʿan anfusikumu l-mawta in kuntum ṣādiqīna
Onlar ki, kendi kardeşlerine şöyle dediler ve kendileri de oturup kaldılar: "Eğer bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi." De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, haydi bakalım, ölümün kendinizi sizden uzaklaştırmasını becerebilir misiniz?"
wa-lā taḥsabanna alladhīna qutilū fī sabīli allāhi amwātan bal aḥyāʾun ʿinda rabbihim yurzqūna
Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma! Hayır, onlar diridirler; Rableri katında rızıklanırlar.
farḥīna bimā ʾātāhumu ʾllāhu min faḍlihī wayastabşirūna bi-llaḏīna lam yalḥaqū bihim min ḵalfihim ʾallā ḵawfun ʿalayhim walā hum yaḥzanūna
Allah'ın lütfundan onlara verdikleriyle sevinirler ve henüz kendilerine katılmamış olan (henüz dünyaya gelmemiş veya savaşta bulunmamış) kimseler için de, kendilerine hiçbir korku olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.
yastabshirūna biniʿmatin mina llāhi wa-faḍlin wa-anna llāha lā yuḍīʿu ajra l-muʾminīna
Allah'tan bir nimet ve fazl ile sevinirler ve Allah'ın, müminlerin mükâfatını zayi etmeyeceği (Onları mükafatlandıracağı) hususunda (da sevinirler).
alladhīna istajābū lillāhi war-rasūli mim baʿdi mā aṣābahumu l-qarḥu lilladhīna aḥsanū minhum wa-ttaqaw ajrun ʿaẓīmun
Yaraları aldıktan sonra Allah'a ve Peygamber'e icabet edenler, onlardan iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır.
alladhīna qāla lahumu n-nāsu inna n-nāsa qad jamaʿū lakum fa-khshawhum fazādahum īmānan wa qālū ḥasbunā llāhu wa niʿma l-wakīlu
Onlar, halkın kendilerine, 'İnsanlar size karşı toplandı, hemen onlardan korkun!' demeleri üzerine imanları artan ve 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!' diyenlerdir.
fa-nqalabū bi-niʿmatin mina llāhi wa-faḍlin lam yamsashum sūʾun wa-ttabaʿū riḍwāna llāhi wa-llāhu ḏū faḍlin ʿaẓīmin
Böylece Allah'tan bir nimet ve bol ihsanla döndüler; kendilerine hiçbir fenalık dokunmadı ve Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl sahibidir.
ʾinnemā dhālikumu ʾš-šayṭānu yuḫawwifu ʾawliyāʾahu falā taḫāfūhum waḫāfūni ʾin kuntum muʾminīn
Şüphesiz o şeytan, kendi dostlarını (size) korkutur. Artık onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz Benden korkun.
wa lā yaḥzunnuka alladhīna yusāriʿūna fī al-kufri innahum lan yaḍurrū Allāha shayʾan yurīdu Allāhu allā yajʿala lahum ḥaẓẓan fī al-ʾākhirati wa lahum ʿadhābun ʿaẓīmun
O küfürde (hızla) koşanlar seni üzmesin. Şüphesiz onlar Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onlara ahirette hiçbir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap da vardır.
inna alladhīna ishtirawu l-kufra bi-l-īmāni lan yaḍurrū Allāha shayʾan wa lahum ʿadhābun alīmun
Şüphesiz ki iman karşılığında küfrü satın alanlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
wa lā yaḥsabanna alladhīna kafarū anna mā numlī lahum khayrun li-anfusihim innamā numlī lahum li-yazdādū ithman wa lahum ʿadhābun muhīnun
Sakın, inkâr edenler, kendilerine mühlet vermemizin kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak günahlarını artırmaları için mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
mā kāna llāhu liyaḏara l-muʾminīna ʿalā mā ʾantum ʿalayhi ḥattā yumīza l-xabīṯa mina ṭ-ṭayyibi wa mā kāna llāhu liyuṭliʿakum ʿalā l-ġaybi wa lākinna llāha yajtabī min rusulihī man yašāʾu fa-ʾāminū bi-llāhi wa rusulihī wa ʾin tuʾminū wa tattaqū fa-lakum ʾajrun ʿaẓīmun
Allah, inanmış olanları sizin bulunduğunuz hal üzere bırakacak değildir; sonunda pis olanı temizden ayıracaktır. Allah, sizi gayba muttali kılacak da değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Bu itibarla Allah'a ve elçilerine iman edin. Eğer inanır ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.
Ve lâ yahsabennellezîne yebḫalûne bimâ âtâhumullâhu min faḍlihi huve hayran lehum Bel huve şerrun lehum Seyuṭavveḳûne mâ baḫilû bihî yevmel-ḳiyâmeh Ve lillâhi mîrâṡus-semâvâti vel-arḍ Vallâhu bimâ ta'melûne ḫabîr
Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine bu, onlar için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
leḳad semiʿa-llâhu ḳavle-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe feḳîrun venaḥnu agniyâʾ senektübü mâ ḳâlû veḳatlehumu-lʾenbiyâʾe bigayri ḥaḳḳ venaḳûlü ẕûḳû ʿaẕâbe-lḥarîḳ
Andolsun ki Allah, “Allah fakirdir, biz ise zenginiz” diyenlerin sözünü işitmiştir. Onların söylediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve onlara: “Yakıcı azabı tadın!” diyeceğiz.
dhālika bimā qaddamat aydīkum wa anna Llāha laysa biẓallāmin lil-ʿabīd
İşte bu, sizin ellerinizle önden gönderdiğiniz (amellerin) yüzündendir ve Allah kullara asla zulmedici değildir.
alladhīna qālū inna allāha ʿahida ilaynā allā nuʾmina lirashūlin ḥattā yaʾtiyanā biqurbānin taʾkuluhu al-nāru qul qad jāʾakum rusulun min qablī bil-bayyināti wa-billadhī qultum fa-lima qataltumūhum in kuntum ṣādiqīna
Onlar, "Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti" diyenlerdir. De ki: "Benden önce nice peygamberler size açık delillerle ve istediğiniz şeyle (kurbanla) geldi. Eğer doğru sözlüler iseniz, onlara niçin öldürdünüz?"
fa-ʾin kaḏḏabūka fa-qad kuḏḏiba rusulun min qablika jāʾū bi-l-bayyināti wa-z-zuburi wa-l-kitābi l-munīri
Eğer seni yalanlarlarsa, bil ki onlardan önceki nice peygamberler de yalanlanmıştır. Onlar, apaçık deliller, sahifeler ve aydınlatıcı kitaplarla gelmişlerdi.
kullu nafsin dhāʾiqatu l-mawti wa-innamā tuwaffawna ʾujūra-kum yawma l-qiyāmati fa-man zuḥziḥa ʿani n-nāri wa-ʾudkhila l-jannata fa-qad fāza wa-mā l-ḥayātu d-dunyā ʾillā matāʿu l-ghurūri
Her nefis ölümü tadacaktır. Ve muhakkak ki, ecirleriniz (karşılıklarınız) kıyamet günü tastamam verilecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete konulursa, artık o kimse kurtulmuştur. Dünya hayatı ise aldatma (gurur) metaından başka bir şey değildir.
latublawunna fī amwālikum wa anfusikum walatasmanna mina alladhīna ūtū alkitaāba min qablikum wamina alladhīna ashrakū adhan kathīran wa in taṣbirū wa tattaqū faʾinna dhālika min ʿazmi alʾumūri
Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihan edileceksiniz. Sizden önce kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok incitici söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız, şüphesiz bu, azmedilmesi gereken işlerdendir.
wa-ʾiḏ ʾaḵaḏa ʾllāhu mīṯāqa ʾllḏīna ʾūtū l-kitāb latubayyinunnahū li-n-nās wa-lā taktumūnahū fanabaḏūhu warāʾa ẓuhūrihim wa-ʾštaraū bihi ṯamanāan qalīlā fabiʾsa mā yaštarūn
Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz" diye söz almıştı. Ama onlar bu ahdi, hem de az bir değere sattılar. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür!
lā taḥsabanna alladhīna yafraḥūna bimā ataw wa yuḥibbūna an yuḥmadū bimā lam yafʿalū falā taḥsabannahum bimafāzatin mina l-ʿadhābi wa lahum ʿadhābun alīmun
Yaptıklarından dolayı sevinenleri ve yapmadıkları şeyler yüzünden övülmekten hoşlananları sakın güvende sanma! Onlar için elem dolu bir azap vardır.
wa lil-lāhi mulku s-samāwāti wa l-ʾarḍi wa llāhu ʿalā kulli šayʾin qadīrun
Göklerin ve yerin mülkiyeti/hükümranlığı Allah'a aittir. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
inna fī khalqi s-samāwāti wa-l-arḍi wa-khtilāfi l-layli wa-n-nahāri la-āyātin li-ulī l-albāb
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahipleri için (Allah'ın birliğini gösteren) deliller vardır.
alladhīna yadhkurūna llāha qiyāman waquʿūdan waʿalā junūbihim wayatafakkarūna fī khalqi s-samāwāti wa-l-arḍi rabbanā mā khalaqta hādhā bāṭilan subḥānaka faqina ʿadhāba n-nāri
Onlar, ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler. Ve şöyle derler: 'Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni tenzih ederiz. Bizi ateş azabından koru.'
Rabbanā inna man tudkhili an-nāra faqad akhzaytahū Wa mā liẓ-ẓālimīna min anṣārin
Ey Rabbimiz! Şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan, onu gerçekten rezil etmiş olursun. Zalimlerin hiçbir yardımcıları yoktur.
Rabbena innana sami'na munadiyan yunadi lil-imani an aminu birabbikum fe amanna Rabbena fagfir lena zunubana ve kaffir 'anna sayyiatina ve tawaffana ma'al-abrari
Ey Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye çağıran bir davetçi işittik de hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla, kötülüklerimizi senden ört (git-dir) ve bizim canlarımızı iyilerle birlikte al!
Rabbanā wa ātina mā waʿadtanā ʿalā rusulika Wa lā tukhzinā yawma l-qiyāmati Innaka lā tukhliqu l-mīʿāda
Ey Rabbimiz! Ve bize peygamberlerin vasıtasıyla vaadettiğini ver ve kıyamet gününde bizi rezil etme. Şüphesiz ki Sen vaadine muhalif hareket etmezsin.
fastajāba lahum rabbuhum annī lā uḍīʿu ʿamala ʿāmilim minkum min dhakarin aw unthā baʿḍukum min baʿḍin falladhīna hājarū wa-ukhrijū min diyārihim wa-ūdhū fī sabīlī waqātalū waqutilū la-ukaffiranna ʿanhum sayyiʾātihim wa-la-udkhilannahum jannātin tajrī min taḥtihā l-anhāru thawāban min ʿindi llāhi wa-llāhu ʿindahu ḥusnu ṯṯawābi
Böylece Rableri onlara şöyle cevap verdi: "Şüphesiz Ben, sizden erkek veya kadın, hiçbir çalışanın amelini zâyi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, Benim yolumda işkenceye uğrayanlar, savaşan ve öldürülenler yok mu, Ben de onların kötülüklerini elbette örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Bu, Allah katından bir sevaptır. Allah'ın katında ise en güzel sevap vardır."
lā yaghurrannaka taqalubul-ladhīna kafarū fīl-bilād
Sakın, kâfirlerin şehirlerde (serbestçe) dolaşmaları seni aldatmasın.
matāʿun qalīlun thumma maʾwāhum jahannamu wa biʾsa l-mihādu
Bunlar, az bir faydalanmadır. Sonra varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır!
lākin alladhīna ittaqaw rabbahum lahum jannātun tajrī min taḥtihā al-anhāru khālidīna fīhā nuzulan min ʿindi allāh wa mā ʿinda allāhi khayrun lil-ʾabrār
Ancak Rablerinden korkanlar için, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Bu, Allah katından bir ikramdır. Allah katındaki ise iyi kimseler için daha hayırlıdır.
wa-inna min ahl-i l-kitābi laman yuʾminu bi-llāhi wa-mā ʾunzila ʾilaykum wa-mā ʾunzila ʾilayhim khāshiʿīna li-llāhi lā yashtarūna bi-ʾāyāti llāhi thamanan qalīlan ʾulāʾika lahum ʾajruhum ʿinda rabbihim ʾinna llāha sarīʿu l-ḥisābi
Kitap ehlinden, Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene inanıp Allah'a derin bir saygı ile boyun eğenler vardır. Allah'ın ayetlerini az bir değere satmazlar. İşte onların Rableri katında mükafatları vardır. Şüphesiz Allah, hesabını çabuk görendir.
Yā ayyuhā alladhīna āmanū iṣbirū waṣābirū warābiṭū wattaqū Allāha laʿallakum tufliḥūn
Ey iman edenler! Sabredin, sabır yarışında bulunun, cihat için hazırlıklı olun ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.