ḥa mīm
Ha, Mim.
Mushaf #41 · Nüzul #61 · Geç Mekke Dönemi · 54 Ayet
Ayrıntılı açıklanmış ayetler
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
ḥa mīm
Ha, Mim.
tanzīlun mina r-raḥmāni r-raḥīm
O, Rahman ve Rahim olan Allah'tan indirilmiştir.
kitābun fuṣṣilat ʾāyātuhu qurʾānan ʿarabiyyan li-qawmin yaʿlamūn
Kendisine ait ayetler Arapça bir Kur'an olarak, bilen bir topluluk için ayrı ayrı açıklanmıştır.
bashīran wa nadhīran fa-aʿraḍa aktharuhum fa-hum lā yasmaʿūn
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak (gönderdik). Ama çoğu yüz çevirdi; onlar işitmezler.
wa qālū qulūbunā fī ʾakinna-tin mimmā tadʿūnā ʾilayhi wa fī ʾāḏāninā waqrun wa min bayninā wa baynika ḥijābun fa-ʿmal ʾinnanā ʿāmilūn
Dediler ki: 'Kalplerimiz, bizi çağırdığın şeyin perdesi ardındadır. Kulaklarımızda bir ağırlık var. Hem bizimle senin aranda bir perde var. Artık sen kendi yoluna git, biz de kendi yolumuza gidiyoruz.'
qul innemā anā başarun miṯlukum yūḥā ilayya ennemā ilāhukum ilāhun wāḥidun fastaqīmū ilayhi wastaġfirūhu wawailun lilmuşrikīn
De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir beşerim. Bana, ilâhınızın ancak bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin. Vay haline o ortak koşanların!"
alladhīna lā yuʾtūna z-zakāta wa hum bi-l-ʾākhirati hum kāfirūna
Onlar, zekât vermeyenler ve ahireti inkâr edenlerdir.
inna alladhīna ʾāmanū wa ʿamilū aṣ-ṣāliḥāti lahum ʾajrun ghayru mamnūnin
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlara kesintisiz bir ecir vardır.
qul ʾaʾinnakum latakfurūna billadhī khalaqa l-ʾarḍa fī yawmayni watatjaʿalūna lahu ʾandādā dhālika rabbul-ʿālamīn
De ki: "Siz gerçekten, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? İşte O, âlemlerin Rabbidir."
wa jaʿala fīhā rawāsīya min fawqihā wa bāraka fīhā wa qaddara fīhā aqwātahā fī ʾarbaʿati ʾayyāmin sawāʾan lis-sāʾilīn
O, yeryüzünde dağlar yarattı ve onu bereketli kıldı; orada (her canlı için) rızıklarını takdir etti. Bütün bunları (isteyip) soranlar için dört günde tamamladı.
thumma-stawā ʾilā-s-samāʾi wa-hiya dukhānun fa-qāla lahā wa-li-l-ʾarḍi ʾtiyā ṭawʿan ʾaw karhan qālatā ʾataynā ṭāʾiʿīn
Sonra göğe yöneldi; duman halinde olan göğe. Ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik!" dediler.
faqadāhunna sabʿa samāwātin fī yawmayni waʾawḥā fī kulli samāʾin ʾamrahā wazayyanā s-samāʾa d-dunyā bimaṣābīḥa waḥifẓan ḏālika t-taqdiru l-ʿazīzi l-ʿalīmi
Böylece onlara, iki gün içinde yedi göğü tamamladı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz dünya göğünü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir.
fa-in aʿraḍū fa-qul anḏartukum ṣāʿiqatan miṯla ṣāʿiqati ʿādin wa-ṯamūd
Yüz çevirirlerse, de ki: 'Ben sizi 'Ad ve Semûd kavimlerinin başına gelen (o korkunç azap) gibi bir azapla uyardım.'
iḏ ǧāʾathumu r-rusulu min bayni ʾaydīhim wa-min ḫalfihim ʾallā taʿbudū ʾillā llāh qālū law šāʾa rabbunā la-ʾanzala malāʾikatan fa-ʾinnā bimā ʾursiltum bihi kāfirūn
Hani onlara önlerinden ve arkalarından (gelerek) şöyle demişti: 'Allah'tan başkasına tapmayın!' Dediler ki: 'Eğer Rabbimiz dileseydi, mutlaka melekler indirirdi. Bu yüzden biz sizinle gönderilenlere inanmıyoruz.'
Fa'ammā ʿādun fastakbarū fī l-arḍi bighayri l-ḥaqqi Wa qālū man ʾashaddu minnā quwwatan ʾAwa lam yaraw ʾanna Llāha l-ladhī khalaqahum huwa ʾashaddu minhum quwwatan Wa kānū bi-ʾāyātinā yajḥadūna
Ad topluluğuna gelince; onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve "Bizden daha güçlü kim var?" dediler. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın kendilerinden daha güçlü olduğunu görmüyorlar mıydı? Onlar bizim ayetlerimizi inkar ediyorlardı.
faʾarsalnā ʿalayhim rīḥan ṣarṣaran fī ʾayyāmin naḥisātin linuḏīqahum ʿaḏāba l-ḥizyi fī l-ḥayāti d-dunyā walaʿaḏābu l-ʾākhirati ʾakhzā wahum lā yunṣarūn
Derken onlara o uğursuz günlerde dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Böylece dünya hayatında onlara (o) rezillik azabını tattırdık. Elbette ahiret azabı daha rezil edicidir ve onlar yardım göremezler.
waʾammā th-mūdu fahadaynāhum fa-stahabbū l-ʿamā ʿalā l-hudā fa-ʾakhadhat-hum ṣāʿiqatu l-ʿadhābi l-hūni bimā kānū yaksibūn
Semûd’a gelince, onlara yol göstermiştik, fakat körlüğü hidayete tercih etmişlerdi. Bu yüzden, kazanmakta oldukları şeyleri yüzünden onları alçaltıcı azap yıldırımı yakaladı.
wa najjaynā alladhīna āmānū wa kānū yattaqūn
İman edip takva sahibi olanları kurtardık.
wa-yawma yuḥsharu ʾaʿdāʾu ʾllāhi ʾilā n-nāri fa-hum yūzaʿūn
Allah'ın düşmanları ateşe toplanacağı gün, işte o zaman hepsi bir araya getirilir.
ḥattā ʾiḏā mā jāʾūhā šahida ʿalayhim samʿuhum wa-ʾabṣāruhum wa-julūduhum bimā kānū yaʿmalūn
Nihayet oraya geldiklerinde, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları yüzünden aleyhlerine şahitlik edecektir.
wa qālū li-julūdihim lima shahidtum ʿalaynā qālū anṭaqanā Allāhu alladhī anṭaqa kulla shayʾin wa huwa khalaqakum awwala marratin wa ilayhi turjaʿūna
Onlar derilerine: 'Neden aleyhimize şahitlik ettiniz?' dediler. Derileri: 'Bizi konuşturdu, her şeyi konuşturup yaratan Allah, sizi ilk defa yaratan da O'dur ve O'na döndürüleceksiniz' dediler.
wa mā kuntum tastatirūna an yashhada ʿalaykum samʿukum walā ʾabsārukum walā julūdukum walākin ẓanantum ʾanna ʾllāha lā yaʿlamu kaṯīran mimmā taʿmalūn
Oysa siz, kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize tanıklık etmesinden çekiniyor (saklanıyordunuz). Lakin siz, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanmıştınız.
wa dhālikum ẓannukumulladhī ẓanantum birabbikum ardkum faʾaṣbaḥtum minal-khāsirīn
İşte bu sizin Rabbiniz hakkındaki zannınızdır ki sizi helâke sürüklemiştir. Böylece hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
fa-ʾin yaṣbirū fa-l-nāru maṯwan lahum wa-ʾin yastaʿtibū fa-mā hum mina l-muʿtabīn
Eğer sabrederlerse, ateş onların barınağıdır. Eğer hoşnutluklarını kazanmaya çalışırlarsa, onlardan hoşnutluk duyulacak kimseler değillerdir.
wa qayyaḍnā lahum quranaāʾa fa zayyanū lahum mā bayna aydīhim wa mā khalfahum wa ḥaqqa ʿalayhimu l-qawlu fī ʾumamin qad khalat min qablihim mina l-jinni wal-ʾinsi ʾinnahum kānū khāsirīna
Onlara birtakım arkadaş (şeytanlar) tayin ettik de onlar, ellerinin önündeki (dünyadaki işlerini) ve arkalarındaki (geleceklerini) süsleyip (kötü göstermişlerdir). Ve cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce geçmiş ümmetler (topluluklar) hakkında (gerçekleşmesi) vacip olan azap sözü, onların da aleyhine gerçekleşti. Çünkü onlar hüsrana uğrayanlardı.
waqāla alladhīna kafarū lā tasmaʿū lihadhā alqurʾāni walghaw fīhi laʿallakum taghlibūna
İnkâr edenler şöyle dediler: 'Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve o okunurken yaygara koparın ki belki üstün gelirsiniz.'
falānuḏīqanna llaḏīna kafarū ʿaḏāban šadīdā walā najziannahum aswaʾa llaḏī kānū yaʿmalūn
Böylece o kâfirlere şiddetli azabı tattıracağız ve onları, yapmakta oldukları şeylerin en kötüsüyle cezalandıracağız.
dhālika jazāʾu ʾaʿdāʾi ʾllāhi ʾn-nāru lahum fīhā dāru ʾl-khuldi jazāʾam bimā kānū bi-ʾāyātinā yajḥadūna
İşte Allah düşmanlarının cezası ateştir. Onlar için orada, âyetlerimizi inkâr etmelerine karşılık ebedî bir yurt vardır.
waqāla alladhīna kafarū rabbanā arinā alladhayni aḍallānā min al-jinni wal-insi najʿalhumā taḥta aqdāminā liyakūnā min al-asfalīn
İnkâr edenler şöyle dediler: "Rabbimiz! Bizi saptıran cinlerden ve insanlardan olanları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılardan olsunlar."
ʾinna llaḏīna qālū rabbunā ʾallāhu ṯumma starke qāmu tatanazzalu ʿalayhimu l-malāʾikatu ʾallā taḫāfū walā taḥzanū waʾabširū bil-jannati llatī kuntum tūʿadūna
Şüphesiz, "Rabbimiz Allah'tır" deyip de sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. İşte onlar cennet ehlidir. Onlar, va'dedilmiş olmaları sebebiyle orada ebedî kalacaklardır.
naḥnu awliyāʾukum fī l-ḥayāti d-dunyā wa-fī l-ʾākhirati wa-lakum fīhā mā tashtahī ʾanfusukum wa-lakum fīhā mā taddaʿūn
Biz dünya hayatında da ahirette de sizin velileriniziz. Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey de sizin içindir.
nuzulan min ghafūrin rahīm
Rahîm ve Gafûr olan Allah'tan bir ikram olarak.
wa-man aḥsanu qawlan mimman daʿā ilā llāhi wa-ʿamila ṣāliḥan wa-qāla innani mina l-muslimīn
Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve 'Ben Müslümanlardanım' diyen kimden daha güzel sözlü olabilir? (Onun sözünden daha güzeli yoktur.)
wa lā tastawī l-ḥasanatu wa lā s-sayyiʾatu idfaʿ bi-llatī hiya ʾaḥsanu fa-ʾiḏā llaḏī baynaka wa baynahū ʿadāwatun ka-ʾannahū walīyun ḥamīmun
İyilikle kötülük bir olmaz. Sen, kötülüğü en güzel bir şekilde sav. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost olur.
wa mā yulaqqāhā ʾillā alladhīna ṣabarū wa mā yulaqqāhā ʾillā dhū ḥaẓẓin ʿaẓīm
Bu (erdem) ancak sabreden kimselere verilir ve bu (erdem) ancak büyük nasip sahibi kimselere verilir.
wa-immā yanzagannaka mina sh-shayṭāni nazʿun fa-staʿidh bi-llāhi ʾinnahu huwa s-samīʿu l-ʿalīmu
Eğer seni şeytandan bir kışkırtma (vesvese) dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, bilendir.
wa-min ʾāyātihi l-laylu wa-n-nahāru wa-š-šamsu wa-l-qamaru lā tasjudū li-š-šamsi wa-lā li-l-qamari wa-sjudū li-llāhi lladhī khalaqahunna ʾin kuntum ʾiyyāhu taʿbudūna
Gece, gündüz, güneş ve ay da O'nun delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer O'na kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin.
fa-ʾini istakbarū fa-lladhīna ʿinda rabbika yusabbiḥūna lahu bi-llayli wa-n-nahāri wa-hum lā yasʾamūna
Eğer yine de büyüklük taslarlarsa, bilsinler ki Rabbinin katındaki (melekler) O'na gece ve gündüz hiç bıkmadan tesbih ederler.
wa-min ʾāyātihi ʾannaka tarā l-ʾarḍa khāshiʿatan fa-ʾidhā ʾanzalnā ʿalayhā l-māʾa ihtazzat wa-rabat ʾinna lladhī ʾaḥyāhā la-muḥyī l-mawtā ʾinnahu ʿalā kulli shayʾin qadīr
Yeryüzünün kupkuru ve cansız olduğunu görmen de O'nun varlığının delillerindendir. Biz üzerine yağmuru indirdiğimizde, hemen harekete geçer ve kabarır. Şüphesiz O, cansızları da diriltir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
ʾinna lladhīna yulḥidūna fī ʾāyātinā lā yakhfawna ʿalaynā ʾafaman yulqā fī n-nāri khayrun ʾam man yaʾtī ʾāminan yawma l-qiyāmati uʿmalū mā shiʾtum ʾinnahu bimā taʿmalūna baṣīrun
Şüphesiz ayetlerimizi eğip bükenler bize gizli kalmaz. Peki, ateşe atılan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyamet günü güven içinde gelip duran mı? Dilediğinizi yapın! Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
inna alladhīna kafarū bi-dh-dhikri lammā jāʾahum wa-innahū la-kitābun ʿazīz
Şüphesiz, kendilerine gelen Kuran'a (öğüt/zikir) inanmayanlar (bilsinler ki) o, gerçekten de üstün ve güçlü bir kitaptır.
lā yaʾtīhi l-bāṭilu min bayni yadayhi walā min khalfihī tanzīlun min ḥakīmin ḥamīdin
O, önünden de, ardından da batılın gelemiyeceği, hikmet sahibi, övülmüş olan tarafından indirilmiş bir kitaptır.
mā yuqālu laka illā mā qad qīla lir-rusuli min qablika ʾinna rabbaka la-dhū maghfiratin wa-dhū ʿiqābin ʾalīmin
Sana söylenen yalnızca, senden önceki resullere söylenmiş olandır. Şüphesiz Rabbin hem bağışlama hem de elem dolu azap sahibi olandır.
wa-law jaʿalnāhu qurʾānan ʾaʿjamiyyan laqālū lawlā fuṣṣilat ʾāyātuhu ʾaʿjamiyyun wa-ʿarabiyyun qul huwa lilladhīna ʾāmanū hudan wa-shifāʾun wa-lladhīna lā yuʾminūna fī ʾādhānihim waqrun wa-huwa ʿalayhim ʿamā ʾulāʾika yunādawna min makānin baʿīdin
Eğer biz onu Arapça'dan başka bir dilde bir Kur'an yapsaydık, herhalde "Ayetleri niçin açıklanmamıştır? Arapça'dan başka bir dil mi ve Arap mı?" derlerdi. De ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur'an) onlara göre bir körlüktür. İşte onlar (sanki) uzak bir yerden çağrılıyorlar."
ve lekad ʾātaynā mūsā l-kitāba fa-ukh'tulifa fīhi ve levlā kalimatun sabaqat min rabbika lequḍiya baynahum ve ʾinnahum lafī shakkin min'hu murībin
Andolsun ki Musa'ya Kitab'ı verdik de onda ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbinden daha önce bir söz geçmemiş olsaydı, aralarında hüküm verilmişti. Şüphesiz onlar, ondan kuşku veren bir şüphe içindedirler.
man ʿamila ṣāliḥan faliynafsihi waman asāʾa faliynayhā wamā rabbuka bizallāmin lilʿabīd
Kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhinedir. Rabbin kullarına asla zulmedici değildir.
ʾilayhi yuraddu ʿilmu s-sāʿah wa mā taḫruju min ṯamarātin min ʾakmāmihā wa mā taḥmilu min ʾunṯā wa lā taḍaʿu ʾillā bi-ʿilmihī wa yawma yunādīhim ʾayna ṯurakāʾī qālū ʾāḏannāka mā minnā min ṯahīd
Kıyamet saatinin ilmi O'na aittir. O'nun ilmi olmadan ne bir meyve tomurcuğundan çıkar, ne de bir dişi (yükünü) taşır ve ne de (vaktinden önce veya sonra) doğurur. O gün Allah onlara: 'Benim ortaklarım nerede?' diye seslenir. Onlar: 'Sana hiçbir delil bırakmadığımızı (veya sana hiçbir şahidimiz olmadığını) sana arz ederiz' derler.
waḍalla ʿanhum mā kānū y adʿūna min qablu wa ẓannū mā lahum min maḥīṣin
Daha önce tapmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gitti ve kendileri için kaçıp kurtulacak bir yer olmadığını anladılar.
lā yasʾamu l-insānu min duʿāʾi l-khayri wa-in massahu sh-sharru fa-yaʾūsun qanūṭun
İnsan hayır istemekten bıkan, yorulmayan bir yapıdadır. Fakat ona bir şer dokunduğunda ise umutsuzluğa kapılan, karamsar kesilir.
Ve leʾin eẕaḳnāhu raḥmeten minnā min baʿdi ḍarrāʾe messethu leyaḳūlenne hāẕā lī vemā eẓunnü-ssāʿate ḳāʾimeh veleʾin ruciʿtü ilā rabbī inne lī ʿindehu lelḥusnā Felenünabbiʾenne-lleẕīne keferū bimā ʿamilū velenüẕīḳannehüm min ʿaẕābin ġalīẓ
Andolsun ki, eğer ona dokunan bir sıkıntıdan sonra katımızdan bir rahmet tattırırsak, mutlaka şöyle der: “Bu benim hakkımdır. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O’nun katında benim için daha güzeli vardır.” Biz de inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka bildireceğiz ve onlara şiddetli bir azaptan tattıracağız.
wa ʾidhā ʾanʿamnā ʿalā l-ʾinsāni ʾaʿraḍa wanaʾbijānibihi wa ʾidhā massahu ʾš-šarru faḏūduʿāʾin ʿarīḍin
İnsana bir nimet verdiğimizde (yüz çevirir) ve yan çizer. Kendisine bir şer dokunduğunda ise (bize) yalvarıp yakaran biridir.
qul ʾaraʾaytum ʾin kāna min ʿindi llāhi thumma kofartum bihi man ʾaḍallu mimman huwa fī shiqāqin baʿīd
De ki: 'Hiç düşündünüz mü? Eğer bu (Kur'an), Allah katından gelip de siz onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?'
Sanurīhim āyātinā fīl-āfāqi wa fī ʾanfusihim Ḥattā yatabayyana lahum ʾannehu l-ḥaqqu ʾAwa lam yakfi birabbika ʾannehu ʿalā kulli shayʾin shahīdun
Onlara hem ufuklarda hem de kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz, ta ki kendilerine bunun hak olduğu açıkça belli olana kadar. Rabbinin, her şeye şahit olması yetmez mi?
ʾalā ʾinnahum fī miryatin min liqāʾi rabbihim ʾalā ʾinnahuu bikulli shayʾin muḥīṭun
Gözünüz aydın! Onlar, Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. Gözünüz aydın! O, her şeyi kuşatmıştır.