wa-ṭ-ṭūri
Tûr'a ve...
Mushaf #52 · Nüzul #76 · Orta Mekke Dönemi · 49 Ayet
Tur dağı, ahiret sahneleri
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
wa-ṭ-ṭūri
Tûr'a ve...
wa kitābin masṭūr
Yemin ederim o yazılmış kitaba.
fī raqqin manshūr
Açılmış ince bir deri içinde.
wa-l-bayti l-maʿmūr
Ve imar edilmiş Beyt'e (Kâbe'ye)
wa-s-saqfi l-marfūʿi
Ve tavanı yükseltilmiş göğe.
wa-l-baḥri l-masjūr
Ve doldurulmuş denize yemin ederim.
ʾinna ʿaḏāba rabbika la-wāqiʿun
Şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.
mā lahū min dāfiʿin
Onu savacak hiçbir kimse yoktur.
yawma tamūru s-samāʾu mawran
O gün gök, çalkalanıp sallandıkça sallanır.
wa tasīru l-jibālu sayran
Ve dağlar yürütüldükçe...
fa-waylun yawmaʾiḏin lil-mukaḏḏibīn
İşte o gün, yalanlayanların vay haline!
alladhīna hum fī khawḍin yalʿabūn
Onlar ki, dalmışlardır, oynarlar.
yawma yudaʿʿūna ʾilā nāri jahannama daʿʿan
O gün ateşe, ateşe kovulup itileceklerdir.
hāḏihi n-nāru l-latī kuntum bihā tukaḏḏibūn
İşte bu, yalanlamakta olduğunuz ateştir!
Afa siḥrun hādhā am antum lā tubṣirūn
Şimdi bu bir sihir midir, yoksa siz mi görmüyorsunuz?
iṣlawhā faṣbirū aw lā taṣbirū sawāʾun ʿalaykum ʾinnamā tujzawna mā kuntum taʿmalūn
Ateşe girin! İster dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız.
ʾinna l-muttaqīna fī jannātin wa-naʿīmin
Şüphesiz takva sahipleri cennetlerde ve nimet içindedir.
fākihīna bimā ātāhum rabbuhum wa waqāhum rabbuhum ʿadhāba l-jaḥīmi
Rablerinin onlara verdikleriyle sevinirlerken, Rableri de onları Cehennem azabından korumuştur.
kulū wa-shrūbū hanīʾan bimā kuntum taʿmalūn
Yaptıklarınıza karşılık olarak afiyetle yiyin için.
muttakiʾīna ʿalā sururim maṣfūfah wa zawwajnāhum biḥūrin ʿīn
Karşılıklı sıralanmış tahtlar üzerinde yaslanırlar. Ve Biz onları iri gözlü hûrilerle evlendirmişizdir.
wa-lladhīna ʾāmanū wa-ttabaʿathum dhurriyyatuhum bi-ʾīmānin ʾalḥaqnā bihim dhurriyyatahum wa-mā ʾalatnāhum min ʿamalihim min shayin kullu mriʾin bimā kasaba rahīnun
İman edip de soyları imanla kendilerine uyanlar... İşte biz onların soylarını da kendilerine katmışızdır ve onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığıyla rehindir.
wa amdadnāhum bifākihah-w-walḥam-mim-mā yashtahūn
Onlara canlarının çektiği meyvelerden ve etten bol bol verdik.
yatanāzaʿūna fīhā kaʾsan lā laghwun fīhā wa lā taʾthīmun
Orada ne boş bir söz ne de günaha sokacak bir şey vardır.
wa yaṭūfu ʿalayhim ġilmānun lahum kaʾannahum luʾluʾun maknūn
Onların etraflarında, saklı inciler gibi genç hizmetçiler dolaşır.
wa-ʾaqbala baʿḍuhum ʿalā baʿḍin yatasāʾalūn
Ve onlardan bir kısmı, diğerlerine dönerek birbirlerine sorarlar.
qālū ʾinnā kunnā qablu fī ʾahlinā mušfiqīn
Dediler ki: "Doğrusu biz bundan önce ailemiz içinde (azaptan) korkardık."
fe menna llāhu ʿalaynā wa waqānā ʿadhāba s-samūmi
Böylece Allah bize lütufta bulundu ve bizi (vücutları) eriten ateşin azabından korudu.
innā kunnā min qablu nadʿūhu innahu huwa al-barru ar-raḥīmu
Şüphesiz biz bundan önce de O'na dua ederdik. Şüphesiz O, iyilik ve merhamet sahibi olandır.
faḏakkir famā anta biniʿmati rabbika bikāhinin walā majnūnin
Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü sen, Rabbinin nimetiyle bir kahin ve bir mecnun değilsin.
ʾam yaqūlūna shāʿirun natarabbaṣu bihi ràyba l-manūni
Yoksa "O, bir şairdir; biz onu bir belanın gelip çatmasını gözetleriz" mü diyorlar?
qul tarabbaṣū faʾinnī maʿakum mina l-mutarabbaṣīn
De ki: Bekleyin! Şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.
am taʾmuruhum aḥlāmuhum bihāḏā am hum qawmun ṭāġūn
Yoksa onlara, akılları mı bunu emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mu?
ʾam yaqūlūna taqawwalahū bal lā yuʾminūna
Yoksa "Onu kendiliğinden uydurdu" mu diyorlar? Hayır, onlar iman etmiyorlar.
falya'tū biḥadīthin mithlihī in kānū ṣādiqīn
Eğer doğru sözlülerse, haydi onun gibi bir söz getirsinler.
am ḫuliqū min ġayri šayʾin am humu l-ḫāliqūn
Yoksa onlar, hiçbir şeyden mi yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri midirler?
am ḫalaqū s-samāwāti wa-l-arḍa bal lā yūqinūn
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır, onlar inanmazlar.
ʾam ʿindaham ḫazāʾinu rabbika ʾam humu l-muṣṭayṭirūn
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mı? Yoksa her şeyin üzerinde egemenlik onlara mı ait?
ʾam lahum sullamun yastamiʿūna fīhi falyʾati mustamiʿuhum bisulṭānin mubīnin
Yoksa onlara (göğe çıkan) bir merdiven mi var da orada dinliyorlar? Öyleyse onlardan dinleyen kimse apaçık bir delil getirsin.
ʾam lahu l-banātu wa lakumu l-banūna
Yoksa kızlar O'nun da, oğullar sizin mi?
am tas'aluhum ajran fe hum min magramin muthqalun
Yoksa onlardan bir ücret mi istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altında eziliyorlar?
ʾam ʿindahumu l-ḡaybu fa-hum yaktubūn
Yoksa gayb (gizli şeyler) onların yanındadır da onlar mı yazıyorlar?
ʾam yurīdūna kaydan fa-llaḏīna kafarū humu l-makīdūna
Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Hayır, tuzak kurmak isteyenler kendileridir.
ʾam lahum ʾilāhun ġayru ʾllāhi subḥāna ʾllāhi ʿammā yušrikūn
Yoksa onlara Allah'tan başka ilâh mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
wa-ʾin yaraw ḵisfan mina s-samāʾi sāqiṭan yaqūlū saḥābun marrūmun
Onlar, gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile, 'Üst üste yığılmış bir buluttur' derler.
feḏerhum ḥattā yu lāqū yawmahumu lladhī fīhi yuṣʿaqūn
Onları, çarpılacakları o günlerine kavuşuncaya kadar kendi hallerine bırak.
yawma lā yughnī ʿanhum kayduhum shayʾan wa lā hum yunṣarūn
O gün, onların hileleri kendilerine hiçbir fayda sağlamaz ve onlara yardım da edilmez.
waʾinna lilladhīna ẓalamū ʿadhāban dūna dhālika walākinna ʾaktharahum lā yaʿlamūn
Şüphesiz ki o zalimler için bundan başka da bir azap vardır. Fakat çokları bilmezler.
wa-ṣbir li-ḥukmi rabbika fa-ʾinnaka bi-ʾaʿyuninā wa-sabbih bi-ḥamdi rabbika ḥīna taqūmu
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen, gözlerimizin önündesin. Ve kalkarken de Rabbini hamd ile tesbih et.
wa-mina l-layli fa-sabbih-hu wa-idbāra n-nujūmi
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O'nu tesbih et.