tafsil

Mushaf #45 · Nüzul #65 · Geç Mekke Dönemi · 37 Ayet

Câsiye Suresi

الجاثية

Diz çökenler, mahşer günü dehşeti

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

حمٓ

Ḥā Mīm

Ha, Mim.

تَنزِيلُٱلْكِتَٰبِمِنَٱللَّهِٱلْعَزِيزِٱلْحَكِيمِ

Tanzīlu l-kitābi mina llāhi l-ʿazīzi l-ḥakīmi

Bu Kitabın indirilişi, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tandır.

إِنَّفِىٱلسَّمَٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِلَءَايَٰتٍلِّلْمُؤْمِنِينَ

inna fī s-samāwāti wa-l-arḍi la-āyātin lil-muʾminīn

Şüphesiz göklerde ve yerde iman edenler için (Allah'ın varlığına ve kudretine) nice deliller vardır.

وَفِىخَلْقِكُمْوَمَايَبُثُّمِندَآبَّةٍءَايَٰتٌلِّقَوْمٍيُوقِنُونَ

wa-fī khalqikum wa-mā yubaththu min dābbatin ʾāyātun li-qawmin yūqinūn

Sizi yaratmamızda ve yeryüzünde yaydığı her türlü canlıda, kesin bilgiye ulaşmak isteyen bir topluluk için nice deliller vardır.

وَٱخْتِلَٰفِٱلَّيْلِوَٱلنَّهَارِوَمَآأَنزَلَٱللَّهُمِنَٱلسَّمَآءِمِنرِّزْقٍفَأَحْيَابِهِٱلْأَرْضَبَعْدَمَوْتِهَاوَتَصْرِيفِٱلرِّيَٰحِءَايَٰتٌلِّقَوْمٍيَعْقِلُونَ

wa-khtilāfi l-layli wa-n-nahāri wa-mā anzala l-lāhu mina s-samāʾi min rizqin fa-aḥyā bihi l-arḍa baʿda mawatihā wa-taṣrīfi r-riyāḥi āyātun li-qawmin yaʿqilūna

Gece ile gündüzün değişmesi, Allah'ın gökten indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra canlandırdığı rızık ve rüzgârların yön değiştirmesi de, aklını kullanan bir topluluk için Allah'ın varlığının delilleridir.

تِلْكَءَايَٰتُٱللَّهِنَتْلُوهَاعَلَيْكَبِٱلْحَقِّفَبِأَىِّحَدِيثٍۭبَعْدَٱللَّهِوَءَايَٰتِهِۦيُؤْمِنُونَ

tilka āyātu llāhi natlūhā ʿalayka bil-ḥaqqi fa-bi-ʾayyi ḥadīthin baʿda llāhi wa-ʾāyātihi yuʾminūna

Bunlar, sana hak olarak okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah'a ve O'nun ayetlerine inanmadıktan sonra hangi söze inanacaklar?

وَيْلٌلِّكُلِّأَفَّاكٍأَثِيمٍ

waylun likulli ʾaffākin ʾathīmin

Ve o, her yalancı günahkara yazıklar olsun!

يَسْمَعُءَايَٰتِٱللَّهِتُتْلَىٰعَلَيْهِثُمَّيُصِرُّمُسْتَكْبِرًاكَأَنلَّمْيَسْمَعْهَافَبَشِّرْهُبِعَذَابٍأَلِيمٍ

yasmaʿu ʾāyāti ʾllāhi tutlā ʿalayhi ṯumma yuṣirru mustakbiran kaʾan lam yasmaʿhā fabašširhu biʿaḏābin ʾalīmin

Allah'ın ayetleri kendisine okunduğu zaman, büyüklük taslayarak sanki onları hiç işitmemiş gibi davranır. Ona acı bir azabı müjdele!

وَإِذَاعَلِمَمِنْءَايَٰتِنَاشَيْـًٔاٱتَّخَذَهَاهُزُوًاأُو۟لَٰٓئِكَلَهُمْعَذَابٌمُّهِينٌ

wa ʾiḏā ʿalima min ʾāyātinā šayʾan ittaxaḏahā huzuwan ʾulāʾika lahum ʿaḏābun muhīnun

Onlar, bizim ayetlerimizden bir şey öğrendiklerinde onu alay konusu edinirler. İşte onlar için rezil edici bir azap vardır.

مِّنوَرَآئِهِمْجَهَنَّمُوَلَايُغْنِىعَنْهُممَّاكَسَبُوا۟شَيْـًٔاوَلَامَاٱتَّخَذُوا۟مِندُونِٱللَّهِأَوْلِيَآءَوَلَهُمْعَذَابٌعَظِيمٌ

min warāʾihim jahannam wa lā yughnī ʿanhum mā kasabū shayʾan wa lā mā ʾittakhadhū min dūni ʾllāhi ʾawliyāʾa wa lahum ʿadhābun ʿaẓīmun

Onların ardından cehennem vardır. Kazandıkları hiçbir şey, Allah'tan başka edindikleri veliler de kendilerinden hiçbir fayda sağlamaz. Onlar için büyük bir azap vardır.

هَٰذَاهُدًىوَٱلَّذِينَكَفَرُوا۟بِـَٔايَٰتِرَبِّهِمْلَهُمْعَذَابٌمِّنرِّجْزٍأَلِيمٌ

hādhā hudan wa-lladhīna kafarū bi-āyāti rabbihim lahum ʿadhābun min rijzin alīmun

Bu bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkâr edenlere ise şiddetli, acı veren bir azap vardır.

ٱللَّهُٱلَّذِىسَخَّرَلَكُمُٱلْبَحْرَلِتَجْرِىَٱلْفُلْكُفِيهِبِأَمْرِهِۦوَلِتَبْتَغُوا۟مِنفَضْلِهِۦوَلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ

Allāhu alladhī sakhkhara lakumu l-baḥra litajriya l-fulku fīhi bi-amrihī wa-litabtaghū min faḍlihī wa-laʿallakum tashkurūn

Allah, O’dur ki denizi sizin emrinize amade kıldı ki, gemiler onun üzerinde (Allah’ın) emriyle akıp gitsin ve O’nun lütfundan (rızkınızı) arayasınız. Umulur ki şükredersiniz.

وَسَخَّرَلَكُممَّافِىٱلسَّمَٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِجَمِيعًامِّنْهُإِنَّفِىذَٰلِكَلَءَايَٰتٍلِّقَوْمٍيَتَفَكَّرُونَ

wa-sakhkhara lakum mā fī s-samāwāti wa-mā fī l-arḍi jamīʿan minhu inna fī dhālika la-ʾāyātin li-qawmin yatafakkarūn

Göklerde ve yerde ne varsa hepsini, (kendi) katından sizin buyruğunuza amade kılmıştır. Elbette bunlarda, düşünen bir topluluk için ibretler vardır.

قُللِّلَّذِينَءَامَنُوا۟يَغْفِرُوا۟لِلَّذِينَلَايَرْجُونَأَيَّامَٱللَّهِلِيَجْزِىَقَوْمًۢابِمَاكَانُوا۟يَكْسِبُونَ

qul lilladhīna ʾāmanū yaghfirū lilladhīna lā yarjūna ʾayyāma ʾllāhi liyajziya qawman bimā kānū yaksibūna

İman edenlere söyle: Allah'ın günlerini ummayanları bağışlasınlar. Çünkü her topluluğu, kazandıklarıyla cezalandıracaktır.

مَنْعَمِلَصَٰلِحًافَلِنَفْسِهِۦوَمَنْأَسَآءَفَعَلَيْهَاثُمَّإِلَىٰرَبِّكُمْتُرْجَعُونَ

man ʿamila ṣāliḥan faliṉfsihi veman asāʾa feʿalayhā ṯumma ilā rabbikum turjaʿūna

Kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehine yapmış olur. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

وَلَقَدْءَاتَيْنَابَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَٱلْكِتَٰبَوَٱلْحُكْمَوَٱلنُّبُوَّةَوَرَزَقْنَٰهُممِّنَٱلطَّيِّبَٰتِوَفَضَّلْنَٰهُمْعَلَىٱلْعَٰلَمِينَ

ve lekad ʾātaynā banī ʾisrāʾīle l-kitābe vel-ḥukme ven-nubuvvete ve razaknāhum mine ṭ-ṭayyibāti ve faḍḍalnāhum ʿale l-ʿālemīne

Andolsun ki biz, İsrailoğulları'na Kitab'ı, hükmü ve peygamberliği verdik, onları temiz ve güzel şeylerden rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık.

وَءَاتَيْنَٰهُمبَيِّنَٰتٍمِّنَٱلْأَمْرِفَمَاٱخْتَلَفُوٓا۟إِلَّامِنۢبَعْدِمَاجَآءَهُمُٱلْعِلْمُبَغْيًۢابَيْنَهُمْإِنَّرَبَّكَيَقْضِىبَيْنَهُمْيَوْمَٱلْقِيَٰمَةِفِيمَاكَانُوا۟فِيهِيَخْتَلِفُونَ

wa ʾātaynāhum bayyinātin mina l-ʾamri famā ḵtalafū ʾillā min baʿdi mā jāʾahumu l-ʿilmu baghyan baynahum ʾinna rabbaka yaqḍī baynahum yawma l-qiyāmati fīmā kānū fīhi yaḵtalifūn

Onlara emir (din) konusunda apaçık deliller verdik. Kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık ve azgınlık yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, kıyamet gününde, hakkında ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında O hükmedecektir.

ثُمَّجَعَلْنَٰكَعَلَىٰشَرِيعَةٍمِّنَٱلْأَمْرِفَٱتَّبِعْهَاوَلَاتَتَّبِعْأَهْوَآءَٱلَّذِينَلَايَعْلَمُونَ

thumma jaʿalnāka ʿalā sharīʿatin mina l-amri fāttabiʿhā walā tattabiʿ ahwāʾa lladhīna lā yaʿlamūn

Sonra sana dinden bir şeriat (yol) verdik. Sen ona uy ve bilmeyenlerin heveslerine uyma.

إِنَّهُمْلَنيُغْنُوا۟عَنكَمِنَٱللَّهِشَيْـًٔاوَإِنَّٱلظَّٰلِمِينَبَعْضُهُمْأَوْلِيَآءُبَعْضٍوَٱللَّهُوَلِىُّٱلْمُتَّقِينَ

ʾinnahum lan yughnū ʿanka mina llāhi shayʾan wa ʾinna ẓ-ẓālimīna baʿḍuhum ʾawliyāʾu baʿḍin wa llāhu waliyyu l-muttaqīna

Şüphesiz onlar, Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi senden asla savamazlar. Şüphesiz zalimler birbirlerinin velileridir. Allah ise takva sahiplerinin velisidir.

هَٰذَابَصَٰٓئِرُلِلنَّاسِوَهُدًىوَرَحْمَةٌلِّقَوْمٍيُوقِنُونَ

hādhā baṣāʾiru li-n-nāsi wa-hudan wa-raḥmatun li-qawmin yūqinūna

Bu (Kur'an), insanlar için basiretlerdir, yakîn (kesin bilgi) sahibi bir topluluk için de bir hidayet ve bir rahmettir.

أَمْحَسِبَٱلَّذِينَٱجْتَرَحُوا۟ٱلسَّيِّـَٔاتِأَننَّجْعَلَهُمْكَٱلَّذِينَءَامَنُوا۟وَعَمِلُوا۟ٱلصَّٰلِحَٰتِسَوَآءًمَّحْيَاهُمْوَمَمَاتُهُمْسَآءَمَايَحْكُمُونَ

am ḥasiba lladhīna ij'taraḥū s-sayyiʾāti an najʿalahum ka-lladhīna āmanū wa ʿamilū ṣ-ṣāliḥāti sawāʾan maḥyāhum wa mamātuhum sāʾa mā yaḥkumūna

Yoksa kötülükleri işleyenler, iman edip salih amel işleyenler gibi olacağımızı mı sandılar? Hükümlerinin ne kadar kötü!

وَخَلَقَٱللَّهُٱلسَّمَٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَبِٱلْحَقِّوَلِتُجْزَىٰكُلُّنَفْسٍۭبِمَاكَسَبَتْوَهُمْلَايُظْلَمُونَ

wa ḵalaqa ʾllāhu ʾssamāwāti wa-l-ʾarḍa bi-l-ḥaqqi wa li-tujzā kullu nafsin bimā kasabat wa hum lā yuẓlamūn

Allah, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Her nefis, kazandığıyla karşılığını alsın diye (böyle yapmıştır). Onlar zulme uğratılmazlar.

أَفَرَءَيْتَمَنِٱتَّخَذَإِلَٰهَهُۥهَوَىٰهُوَأَضَلَّهُٱللَّهُعَلَىٰعِلْمٍوَخَتَمَعَلَىٰسَمْعِهِۦوَقَلْبِهِۦوَجَعَلَعَلَىٰبَصَرِهِۦغِشَٰوَةًفَمَنيَهْدِيهِمِنۢبَعْدِٱللَّهِأَفَلَاتَذَكَّرُونَ

ʾafaraʾayta mani-ttakhaḏa ʾilāhahu hāwāhu wa-ʾaḍallahul-lāhu ʿalā ʿilmin wa-khatama ʿalā samʿihi wa-qalbihi wa-jaʿala ʿalā baṣarihi ġišāwatan fa-man yahdīhi mim-baʿdil-lāhi ʾafalā taḏakkarūn

Kendi hevasını ilah edineni gördün mü? Allah, bilgisini gerektirerek onu saptırmış, kulaklarını ve kalbini mühürlemiş ve gözlerinin üzerine de bir perde çekmiştir. Allah'tan başka ona kim yol gösterebilir? Hâlâ öğüt alıp düşünmez misiniz?

وَقَالُوا۟مَاهِىَإِلَّاحَيَاتُنَاٱلدُّنْيَانَمُوتُوَنَحْيَاوَمَايُهْلِكُنَآإِلَّاٱلدَّهْرُوَمَالَهُمبِذَٰلِكَمِنْعِلْمٍإِنْهُمْإِلَّايَظُنُّونَ

wa qālū mā hiya illā ḥayātunā ad-dunyā namūtu wa naḥyā wa mā yuhlikunā illā ad-dahru wa mā lahum biḏālika min ʿilmin in hum illā yaẓunnūn

Ve dediler ki: "Hayat ancak bu dünyada bizim için geçerli olan hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız. Bizi helak eden ancak zamandır." Onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar ancak zanda bulunuyorlar.

وَإِذَاتُتْلَىٰعَلَيْهِمْءَايَٰتُنَابَيِّنَٰتٍمَّاكَانَحُجَّتَهُمْإِلَّآأَنقَالُوا۟ٱئْتُوا۟بِـَٔابَآئِنَآإِنكُنتُمْصَٰدِقِينَ

wa-idhā tutlā ʿalayhim ʾāyātunā bayyinātin mā kāna ḥujjatahum ʾillā ʾan qālū ʾtiū bi-ʾābāʾinā ʾin kuntum ṣādiqīn

Onlara âyetlerimiz apaçık okunduğunda, delilleri ancak: "Eğer doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin" demekten başka bir şey olmayanların delilleri şunlardır.

قُلِٱللَّهُيُحْيِيكُمْثُمَّيُمِيتُكُمْثُمَّيَجْمَعُكُمْإِلَىٰيَوْمِٱلْقِيَٰمَةِلَارَيْبَفِيهِوَلَٰكِنَّأَكْثَرَٱلنَّاسِلَايَعْلَمُونَ

quli ʾallāhu yuḥyīkum thumma yumītukum thumma yajmaʿukum ʾilā yawmi l-qiyāmati lā rayba fīhi walākinna ʾakthara n-nāsi lā yaʿlamūn

De ki: "Sizi Allah yaşatır, sonra öldürür, sonra da kendisinde şüphe olmayan kıyamet günü toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler."

وَلِلَّهِمُلْكُٱلسَّمَٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَيَوْمَتَقُومُٱلسَّاعَةُيَوْمَئِذٍيَخْسَرُٱلْمُبْطِلُونَ

wa lil-lāhi mulku s-samāwāti wa l-arḍi wa yawma taqūmu s-sāʿatu yawmaʾiḏin yakhsaru l-mubṭilūna

Göklerin ve yerin mülkiyeti/hükümranlığı Allah'a aittir. Kıyamet (saat) koptuğu gün, işte o gün batıl ehli/boş işler yapanlar hüsrana uğrayacaktır.

وَتَرَىٰكُلَّأُمَّةٍجَاثِيَةًكُلُّأُمَّةٍتُدْعَىٰٓإِلَىٰكِتَٰبِهَاٱلْيَوْمَتُجْزَوْنَمَاكُنتُمْتَعْمَلُونَ

wa tarā kulla ummatin jāthiyatan kullu ummatin tudʿā ilā kitābihā al-yawma tujzawna mā kuntum taʿmalūn

Her ümmetin diz çökmüş olduğunu görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. (Onlara şöyle denir:) 'Bugün yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız.'

هَٰذَاكِتَٰبُنَايَنطِقُعَلَيْكُمبِٱلْحَقِّإِنَّاكُنَّانَسْتَنسِخُمَاكُنتُمْتَعْمَلُونَ

hādhā kitābunā yanṭiqu ʿalaykum bil-ḥaqqi ʾinnā kunnā nastansikhu mā kuntum taʿmalūn

İşte bu, aleyhinize hak ile konuşan kitabımızdır. Çünkü biz, yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk.

فَأَمَّاٱلَّذِينَءَامَنُوا۟وَعَمِلُوا۟ٱلصَّٰلِحَٰتِفَيُدْخِلُهُمْرَبُّهُمْفِىرَحْمَتِهِۦذَٰلِكَهُوَٱلْفَوْزُٱلْمُبِينُ

faʾammā alladhīna ʾāmanū wa ʿamilū ṣ-ṣāliḥāti fayudkhiluhum rabbuhum fī raḥmatihi dhālika huwa l-fawzu l-mubīnu

İman edip salih amel işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine kabul eder. İşte bu, apaçık kurtuluştur.

وَأَمَّاٱلَّذِينَكَفَرُوٓا۟أَفَلَمْتَكُنْءَايَٰتِىتُتْلَىٰعَلَيْكُمْفَٱسْتَكْبَرْتُمْوَكُنتُمْقَوْمًامُّجْرِمِينَ

waʾammā alladhīna kafarū ʾafalam takun ʾāyātī tutlā ʿalaykum fastakbartum wakuntum qawman mujrimīn

İnkâr edenlere gelince, onlara: "Ayetlerim size okunuyordu da siz yine de büyüklük taslayıp suçlu bir kavim olmuştunuz, değil mi?" (denilir).

وَإِذَاقِيلَإِنَّوَعْدَٱللَّهِحَقٌّوَٱلسَّاعَةُلَارَيْبَفِيهَاقُلْتُممَّانَدْرِىمَاٱلسَّاعَةُإِننَّظُنُّإِلَّاظَنًّاوَمَانَحْنُبِمُسْتَيْقِنِينَ

wa iḏā qīla ʾinna waʿda ʾallāhi ḥaqqun wa-s-sāʿatu lā rayba fīhā qultum mā nadrī mā s-sāʿatu ʾin naẓunnu ʾillā ẓannā wa mā naḥnu bi-mustayqinīn

Hani, "Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir ve kıyamet gününün gelmesinde hiçbir şüphe yoktur" denildiğinde siz, "Kıyamet nedir, bilmiyoruz! Biz sadece zannederiz, biz kesin bilgiye ermiş değiliz" demiştiniz.

وَبَدَالَهُمْسَيِّـَٔاتُمَاعَمِلُوا۟وَحَاقَبِهِممَّاكَانُوا۟بِهِۦيَسْتَهْزِءُونَ

wa badā lahum sayyiʾātu mā ʿamilū wa ḥāqa bihim mā kānū bihī yastahziʾūn

Ve yaptıkları şeytani işler onlara göründü ve alay etmekte oldukları şey onları kuşattı.

وَقِيلَٱلْيَوْمَنَنسَىٰكُمْكَمَانَسِيتُمْلِقَآءَيَوْمِكُمْهَٰذَاوَمَأْوَىٰكُمُٱلنَّارُوَمَالَكُممِّننَّٰصِرِينَ

wa qīla l-yawma nansākum kamā nasītum liqāʾa yawmikum hādhā wa maʾwākumu n-nāru wa mā lakum min nāṣirīn

Ve şöyle denildi: "Bugün biz de sizi, tıpkı sizin bu gününüze kavuşmayı unuttuğunuz gibi unutacağız. Varacağınız yer ateştir ve sizin için hiçbir yardımcı yoktur."

ذَٰلِكُمبِأَنَّكُمُٱتَّخَذْتُمْءَايَٰتِٱللَّهِهُزُوًاوَغَرَّتْكُمُٱلْحَيَوٰةُٱلدُّنْيَافَٱلْيَوْمَلَايُخْرَجُونَمِنْهَاوَلَاهُمْيُسْتَعْتَبُونَ

dhālikum bi-ʾannakumū t-takhadhtum ʾāyāti llāhi huzuwan wa-gharratkumū l-ḥayātu d-dunyā fa-l-yawma lā yukhrajūna minhā wa-lā hum yustaʿtabūna

Bu sizin, Allah'ın âyetlerini alaya almanızdan ve dünya hayatının sizi aldatmasından dolayıdır. İşte o gün onlara oradan çıkarılma yoktur ve onlar (Allah'ın rızasını kazanmak için) özür dilemeye de sevkedilmezler.

فَلِلَّهِٱلْحَمْدُرَبِّٱلسَّمَٰوَٰتِوَرَبِّٱلْأَرْضِرَبِّٱلْعَٰلَمِينَ

Falillāhil-ḥamdu rabbiṣ-semāwāti wa rabbi l-arḍi rabbi l-ʿālamīn

Göklerin ve yerin Rabbi, alemlerin Rabbi Allah'ındır hamd!

وَلَهُٱلْكِبْرِيَآءُفِىٱلسَّمَٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ

wa-lahu l-kibriyāʾu fī s-samāwāti wa-l-arḍi wa-huwa l-ʿazīzu l-ḥakīmu

Göklerde ve yerde büyüklük O'na aittir. O, Azîz'dir, Hakîm'dir.