tafsil

Mushaf #16 · Nüzul #70 · Geç Mekke Dönemi · 128 Ayet

Nahl Suresi

النحل

Bal arısı, ilahi nimetler ve tefekkür

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

أَتَىٰٓأَمْرُٱللَّهِفَلَاتَسْتَعْجِلُوهُسُبْحَٰنَهُۥوَتَعَٰلَىٰعَمَّايُشْرِكُونَ

ʾatā ʾamru ʾllāhi falā tastaʿjilūhu subḥānahū wataʿālā ʿammā yušrikūn

Allah'ın emri geldi; onunla acele etmeyin. O, onların şirk koştuklarından münezzehtir ve yücedir.

يُنَزِّلُٱلْمَلَٰٓئِكَةَبِٱلرُّوحِمِنْأَمْرِهِۦعَلَىٰمَنيَشَآءُمِنْعِبَادِهِۦٓأَنْأَنذِرُوٓا۟أَنَّهُۥلَآإِلَٰهَإِلَّآأَنَا۠فَٱتَّقُونِ

yunazzilu l-malāʾikata bi-r-rūḥi min ʾamrihī ʿalā man yashāʾu min ʿibādihī ʾan ʾanẓirū ʾannehū lā ʾilāha ʾillā ʾanā fa-ttaqūn

Melekleri, emrinden olan ruh ile kullarından dilediğine indirir de: 'Benden başka hiçbir ilah yoktur, benden korkup sakının' diye uyarın, diye (emreder).

خَلَقَٱلسَّمَٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَبِٱلْحَقِّتَعَٰلَىٰعَمَّايُشْرِكُونَ

x̱alaqa s-samāwāti wa-l-arḍa bi-l-ḥaqqi taʿālā ʿammā yušrikūn

O, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Onların ortak koştukları şeylerden yücedir.

خَلَقَٱلْإِنسَٰنَمِننُّطْفَةٍفَإِذَاهُوَخَصِيمٌمُّبِينٌ

xalaqa l-insāna min nuṭfah fa-iḏā huwa ḫaṣīmun mubīn

O, insanı bir nutfeden yarattı. Bir de bakarsın, (o insan) apaçık bir hasımdır.

وَٱلْأَنْعَٰمَخَلَقَهَالَكُمْفِيهَادِفْءٌوَمَنَٰفِعُوَمِنْهَاتَأْكُلُونَ

wa-l-anʿāma ḫalaqahā lakum fīhā difʾun wa-manāfiʿu wa-min-hā taʾkulūn

Sıgınanlara (veya davarlara) gelince, onları da Allah yarattı. Onlarda sizin için ısınma (var), faydalar (var) ve onlardan yiyorsunuz.

وَلَكُمْفِيهَاجَمَالٌحِينَتُرِيحُونَوَحِينَتَسْرَحُونَ

wa lakum fīhā jamālun ḥīna turīḥūna wa ḥīna tasraḥūna

Onlar sizin için hem de onlarda sizin için bir güzellik (veya fayda) vardır; onları akşamleyin (ağırla-rından) getirdiğiniz zaman da, sabahleyin (meraya) saldığınız zaman da.

وَتَحْمِلُأَثْقَالَكُمْإِلَىٰبَلَدٍلَّمْتَكُونُوا۟بَٰلِغِيهِإِلَّابِشِقِّٱلْأَنفُسِإِنَّرَبَّكُمْلَرَءُوفٌرَّحِيمٌ

wa taḥmilu athqālakum ilā baladin lam takūnū bālighīhi illā bishiqqi l-anfusi inna rabbakum laraʾūfun raḥīm

Ve sizin ağır yüklerinizi, ancak nefislerinizle büyük zorluklarla ulaşabileceğiniz bir beldeye taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz, gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.

وَٱلْخَيْلَوَٱلْبِغَالَوَٱلْحَمِيرَلِتَرْكَبُوهَاوَزِينَةًوَيَخْلُقُمَالَاتَعْلَمُونَ

wa-l-khayla wa-l-bighāla wa-l-ḥamīra li-tarkabūhā wa-zīnata wa-yakhluqu mā lā taʿlamūna

Atları, katırları ve merkepleri de hem bindesiniz diye hem de bir zinet (görünüşte güzellik) olsun diye (yarattı). Ve bilmediğiniz şeyleri de yaratır.

وَعَلَىٱللَّهِقَصْدُٱلسَّبِيلِوَمِنْهَاجَآئِرٌوَلَوْشَآءَلَهَدَىٰكُمْأَجْمَعِينَ

wa ʿalā allāhi qaṣdu s-sabīli wa minhā jāʾirun wa law shāʾa lahadākum ajmaʿīna

Yolu dosdoğru göstermek Allah'a aittir. Ondan eğri olanlar da vardır. Eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

هُوَٱلَّذِىٓأَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًلَّكُممِّنْهُشَرَابٌوَمِنْهُشَجَرٌفِيهِتُسِيمُونَ

huwa alladhī ʾanzala mina ʾssamāʾi māʾan lakum minhu sharābun waminhu shajarun fīhi tusīmūn

O, semadan bir su indirdi. İşte ondan size içecek vardır ve ondan (biten) ağaçlar da vardır ki (bunlardan) hayvanlarınızı otlatırsınız.

يُنۢبِتُلَكُمبِهِٱلزَّرْعَوَٱلزَّيْتُونَوَٱلنَّخِيلَوَٱلْأَعْنَٰبَوَمِنكُلِّٱلثَّمَرَٰتِإِنَّفِىذَٰلِكَلَءَايَةًلِّقَوْمٍيَتَفَكَّرُونَ

yunbitu lakum bihi z-zarʿa wa-z-zaytūna wa-n-nakhīla wa-l-aʿnaba wa min kulli ṯ-ṯamarāti inna fī ḏālika laʾāyatan li-qawmin yatafakkkarūna

O, sizin için onunla ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve daha nice ürünler bitirir. Elbette bunlarda tefekkür eden bir kavim için bir ayet (ibret) vardır.

وَسَخَّرَلَكُمُٱلَّيْلَوَٱلنَّهَارَوَٱلشَّمْسَوَٱلْقَمَرَوَٱلنُّجُومُمُسَخَّرَٰتٌۢبِأَمْرِهِۦٓإِنَّفِىذَٰلِكَلَءَايَٰتٍلِّقَوْمٍيَعْقِلُونَ

wa-sakhkhara lakumu l-layla wa-n-nahāra wa-sh-shamsa wa-l-qamara wa-n-nujūmu musakhkharātun bi-amrihī ʾinna fī dhālika la-ʾāyātin li-qawmin yaʿqilūna

Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O'nun emriyle hizmetinize verilmiştir. Elbette bunlarda aklını kullanan bir kavim için ibretler vardır.

وَمَاذَرَأَلَكُمْفِىٱلْأَرْضِمُخْتَلِفًاأَلْوَٰنُهُۥٓإِنَّفِىذَٰلِكَلَءَايَةًلِّقَوْمٍيَذَّكَّرُونَ

ve mā dharaʾa lakum fī l-ʾarḍi mukhtalifan ʾalwānuhū ʾinna fī dhālika laʾāyatan li-qawmin yadhdhakkarūn

Yine O, yeryüzünde sizin için türlü renklerde yarattığı şeyleri de (emrinize amade kıldı). Şüphesiz bunda, ibret alıp düşünecek bir topluluk için gerçekten bir ayet vardır.

وَهُوَٱلَّذِىسَخَّرَٱلْبَحْرَلِتَأْكُلُوا۟مِنْهُلَحْمًاطَرِيًّاوَتَسْتَخْرِجُوا۟مِنْهُحِلْيَةًتَلْبَسُونَهَاوَتَرَىٱلْفُلْكَمَوَاخِرَفِيهِوَلِتَبْتَغُوا۟مِنفَضْلِهِۦوَلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ

wa huwa alladhī sakhkhara l-baḥra li-taʾkulū minhu laḥman ṭariyyan wa tastakhrijū minhu ḥilyatan talbasūnahā wa tarā l-fulka mawākhira fīhi wa li-tabtaghū min faḍlihī wa laʿallakum tashkurūna

O, denizi emrinize veren ve ondan taze et yemeniz, ondan takıp giyeceğiniz süs eşyaları çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Ve onun (denizin) içinde gemilerin suyu yardığını görürsün. Bütün bunlar, O'nun lütfundan nasibinizi aramanız ve şükretmeniz içindir.

وَأَلْقَىٰفِىٱلْأَرْضِرَوَٰسِىَأَنتَمِيدَبِكُمْوَأَنْهَٰرًاوَسُبُلًالَّعَلَّكُمْتَهْتَدُونَ

wa-alqā fī l-arḍi rawāsīa an tamīda bikum wa-anhāran wa-subulan laʿallakum tahtadūna

Yeryüzüne, sizi sarsmasın diye sarsılmaz dağlar koydu; nehirler ve yollar da, umulur ki doğru yolu bulasınız diye.

وَعَلَٰمَٰتٍوَبِٱلنَّجْمِهُمْيَهْتَدُونَ

wa ʿalāmātin wa bi-n-najmi hum yahtadūna

Ve (onlar) alametlere ve yıldızlara da hidayet bulurlar.

أَفَمَنيَخْلُقُكَمَنلَّايَخْلُقُأَفَلَاتَذَكَّرُونَ

ʾafaman yaḫliqu kaman lā yaḫliqu ʾafalā taḏakkarūn

Yaratan, yaratamayan biri gibi midir? Hiç düşünmez misiniz?

وَإِنتَعُدُّوا۟نِعْمَةَٱللَّهِلَاتُحْصُوهَآإِنَّٱللَّهَلَغَفُورٌرَّحِيمٌ

wa-ʾin taʿuddū niʿmata ʾllāhi lā tuḥṣūhā ʾinna ʾllāha lagafūrun raḥīm

Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayıp bitiremezsiniz. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

وَٱللَّهُيَعْلَمُمَاتُسِرُّونَوَمَاتُعْلِنُونَ

wa-llāhu yaʿlamu mā tusirrūna wa-mā tuʿlinūna

Allah, sizin gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.

وَٱلَّذِينَيَدْعُونَمِندُونِٱللَّهِلَايَخْلُقُونَشَيْـًٔاوَهُمْيُخْلَقُونَ

wa-lladhīna yadʿūna min dūni llāhi lā yakhluqūna shayʾan wa-hum yukhlaqūna

Allah'tan başka taptıkları şeyler ise hiçbir şey yaratamazlar; kendileri yaratılmaktadırlar.

أَمْوَٰتٌغَيْرُأَحْيَآءٍوَمَايَشْعُرُونَأَيَّانَيُبْعَثُونَ

amwātun ghayru aḥyāʾin wa mā yashʿurūna ayyana yubʿathūna

Onlar, diri olmayan ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

إِلَٰهُكُمْإِلَٰهٌوَٰحِدٌفَٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْءَاخِرَةِقُلُوبُهُممُّنكِرَةٌوَهُممُّسْتَكْبِرُونَ

ilāhukum ilāhun wāḥidun fa-alladhīna lā yuʾminūna bi-l-ʾākhirati qulūbuhum munkirotun wa-hum mustakbirūna

Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri inkarcı, kendileri ise kibirlenmektedirler.

لَاجَرَمَأَنَّٱللَّهَيَعْلَمُمَايُسِرُّونَوَمَايُعْلِنُونَإِنَّهُۥلَايُحِبُّٱلْمُسْتَكْبِرِينَ

lā jarama anna ʾallāha yaʿlamu mā yusirrūna wa mā yuʿlinūna ʾinnahu lā yuḥibbu l-mustakbirīna

Şüphesiz Allah, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir. Şüphesiz O, büyüklük taslayanları sevmez.

وَإِذَاقِيلَلَهُممَّاذَآأَنزَلَرَبُّكُمْقَالُوٓا۟أَسَٰطِيرُٱلْأَوَّلِينَ

wa ʾiḏā qīla lahum māḏā ʾanzala rabbukum qālū ʾasāṭīru l-ʾawwalīn

Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiği zaman, "(Bunlar) evvelce geçmişlerin masallarıdır" derler.

لِيَحْمِلُوٓا۟أَوْزَارَهُمْكَامِلَةًيَوْمَٱلْقِيَٰمَةِوَمِنْأَوْزَارِٱلَّذِينَيُضِلُّونَهُمبِغَيْرِعِلْمٍأَلَاسَآءَمَايَزِرُونَ

liyaḥmilū ʾawzārahum kāmilatan yawma l-qiyāmati wa-min ʾawzāri l-ladhīna yuḍillūnahum bi-ghayri ʿilmin ʾalā sāʾa mā yazirūna

Böylece kıyamet günü kendi günahlarını ve bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını yüklenirler. Yüklendikleri şey ne kötüdür!

قَدْمَكَرَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْفَأَتَىٱللَّهُبُنْيَٰنَهُممِّنَٱلْقَوَاعِدِفَخَرَّعَلَيْهِمُٱلسَّقْفُمِنفَوْقِهِمْوَأَتَىٰهُمُٱلْعَذَابُمِنْحَيْثُلَايَشْعُرُونَ

qad makara alladhīna min qablihim faʾatā allāhu bunyānahum mina l-qawāʿidi fakharra ʿalayhimu s-saqfu min fawqihim wa ʾatāhumu l-ʿadhābu min ḥaythu lā yashʿurūn

Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah da onların yapılarını temelinden yıktı da üstlerinden tavan çöktü ve onlara azap, farkında olmadıkları yerden geldi.

ثُمَّيَوْمَٱلْقِيَٰمَةِيُخْزِيهِمْوَيَقُولُأَيْنَشُرَكَآءِىَٱلَّذِينَكُنتُمْتُشَٰٓقُّونَفِيهِمْقَالَٱلَّذِينَأُوتُوا۟ٱلْعِلْمَإِنَّٱلْخِزْىَٱلْيَوْمَوَٱلسُّوٓءَعَلَىٱلْكَٰفِرِينَ

thumma yawma l-qiyāmati yukhzīhim wa-yaqūlu ayna shurakāʾīya lladhīna kuntum tushāqqūna fīhim qāla lladhīna ūtū l-ʿilma inna l-khizya l-yawma wa-s-sūʾa ʿalā l-kāfirīn

Sonra kıyamet günü (Allah) onlara: 'Benim, (hakkında) ayrılığa düştüğünüz (ve taptığınız) ortaklarım nerede?' diye sorarak onları rezil edecek ve 'İlim verilenler şöyle diyecektir: Şüphesiz bugün rezillik ve fenalık kâfirleredir!' diyeceklerdir.

ٱلَّذِينَتَتَوَفَّىٰهُمُٱلْمَلَٰٓئِكَةُظَالِمِىٓأَنفُسِهِمْفَأَلْقَوُا۟ٱلسَّلَمَمَاكُنَّانَعْمَلُمِنسُوٓءٍۭبَلَىٰٓإِنَّٱللَّهَعَلِيمٌۢبِمَاكُنتُمْتَعْمَلُونَ

alladhīna tatawaffāhumu l-malāʾikatu ẓālimī ʾanfusihim fa-ʾalqawu s-salama mā kunnā naʿmalu min sūʾin balā ʾinna llāha ʿalīmun bimā kuntum taʿmalūn

Onlar, meleklerin kendilerine zulmetmiş olarak canlarını aldıkları kimselerdir. O zaman (melekler teslimiyet göstererek) "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" derler. Hayır! Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.

فَٱدْخُلُوٓا۟أَبْوَٰبَجَهَنَّمَخَٰلِدِينَفِيهَافَلَبِئْسَمَثْوَىٱلْمُتَكَبِّرِينَ

fa-dkhulū abwāba jahannama khālidīna fīhā fa-la-biʾsa mathwā al-mutakabbirīn

Artık, içinde ebedî kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin ne kötü bir kalma yeridir!

وَقِيلَلِلَّذِينَٱتَّقَوْا۟مَاذَآأَنزَلَرَبُّكُمْقَالُوا۟خَيْرًالِّلَّذِينَأَحْسَنُوا۟فِىهَٰذِهِٱلدُّنْيَاحَسَنَةٌوَلَدَارُٱلْءَاخِرَةِخَيْرٌوَلَنِعْمَدَارُٱلْمُتَّقِينَ

wa qīla lilladhīna ttaqaw mādhā anzala rabbukum qālū khayran lilladhīna aḥsanū fī hādhihi d-dunyā ḥasanatun wa ladāru l-ʾākhirati khayrun wa la niʿma dāru l-muttaqīn

Takva sahiplerine: "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde, "Bu dünyada iyilik yapanlara bir iyilik vardır. Elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Allah'a karşı gelmekten sakınanların yurdu ne güzeldir!" dediler.

جَنَّٰتُعَدْنٍيَدْخُلُونَهَاتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَٰرُلَهُمْفِيهَامَايَشَآءُونَكَذَٰلِكَيَجْزِىٱللَّهُٱلْمُتَّقِينَ

jannātu ʿadnin yadkhulūnahā tajrī min taḥtihā l-anhāru lahum fīhā mā yashāʾūna kadhālika yajzī llāhu l-muttaqīna

Sürekli kalacakları Adn cennetleri (vardır); altlarından ırmaklar akar. Orada onlar için diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükafatlandırır.

ٱلَّذِينَتَتَوَفَّىٰهُمُٱلْمَلَٰٓئِكَةُطَيِّبِينَيَقُولُونَسَلَٰمٌعَلَيْكُمُٱدْخُلُوا۟ٱلْجَنَّةَبِمَاكُنتُمْتَعْمَلُونَ

alladhīna tatawaffāhumu l-malāʾikatu ṭayyibīna yaqūlūna salāmun ʿalaykumu udkhulū l-jannata bimā kuntum taʿmalūna

Meleklerin, (canlarını alırken) kendilerine zulmetmedikleri kimseler: 'Selâm üzerinize olsun! Yapmış olduğunuz (iyi ameller) sebebiyle cennete girin' dedikleri kimselerdir.

هَلْيَنظُرُونَإِلَّآأَنتَأْتِيَهُمُٱلْمَلَٰٓئِكَةُأَوْيَأْتِىَأَمْرُرَبِّكَكَذَٰلِكَفَعَلَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْوَمَاظَلَمَهُمُٱللَّهُوَلَٰكِنكَانُوٓا۟أَنفُسَهُمْيَظْلِمُونَ

hal yanzurūna illā an taʾtiyahumu l-malāʾikatu aw yaʾtiya amru rabbika kaḏālika faʿala lladhīna min qablihim wa mā zalamahumu llāhu wa lākin kānū anfusahum yaẓlimūna

Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin emrinin (azabının) gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

فَأَصَابَهُمْسَيِّـَٔاتُمَاعَمِلُوا۟وَحَاقَبِهِممَّاكَانُوا۟بِهِۦيَسْتَهْزِءُونَ

faʾaṣābahum sayyiʾātu mā ʿamilū waḥāqa bihim mā kānū bihī yastahziʾūn

Yaptıklarının kötülükleri onlara isabet etti ve alay etmekte oldukları şey (azap) onları kuşattı.

وَقَالَٱلَّذِينَأَشْرَكُوا۟لَوْشَآءَٱللَّهُمَاعَبَدْنَامِندُونِهِۦمِنشَىْءٍنَّحْنُوَلَآءَابَآؤُنَاوَلَاحَرَّمْنَامِندُونِهِۦمِنشَىْءٍكَذَٰلِكَفَعَلَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْفَهَلْعَلَىٱلرُّسُلِإِلَّاٱلْبَلَٰغُٱلْمُبِينُ

waqāla lladhīna ashrakū law shāʾa llāhu mā ʿabadnā min dūnihi min shayʾin naḥnu walā ʾābāʾunā walā ḥarramnā min dūnihi min shayʾin kadhālika faʿala lladhīna min qablihim fahal ʿalā r-rusuli ʾillā l-balāghu l-mubīnu

Putperestler dediler ki: "Allah dileseydi, O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık; biz de atalarımız da. Ve O'nun emri olmadan hiçbir şeyi haram kılmazdık." Kendilerinden öncekiler de böyle demişlerdi. Resullere düşen, apaçık tebliğden başka mıdır?

وَلَقَدْبَعَثْنَافِىكُلِّأُمَّةٍرَّسُولًاأَنِٱعْبُدُوا۟ٱللَّهَوَٱجْتَنِبُوا۟ٱلطَّٰغُوتَفَمِنْهُممَّنْهَدَىٱللَّهُوَمِنْهُممَّنْحَقَّتْعَلَيْهِٱلضَّلَٰلَةُفَسِيرُوا۟فِىٱلْأَرْضِفَٱنظُرُوا۟كَيْفَكَانَعَٰقِبَةُٱلْمُكَذِّبِينَ

Ve lekad be'asnâ fî kulli ummetin resûlen eni'budûllâhe ve'ctenibût-tâğût(e) feminhum men hedâllâh(u) veminhum men hakkât 'aleyhi-d-dalâlet(u) fesîrû fîl-ard(i) fenzurû keyfe kâne 'âkibetul mukezzibîn(e)

Andolsun ki biz, her ümmete, "Allah'a kulluk edin ve tağuttan sakının" diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet verdi, kimine de sapıklık hak oldu. Öyleyse yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.

إِنتَحْرِصْعَلَىٰهُدَىٰهُمْفَإِنَّٱللَّهَلَايَهْدِىمَنيُضِلُّوَمَالَهُممِّننَّٰصِرِينَ

in taḥriṣ ʿalā hudāhum faʾinna ʾallāha lā yahdī man yuḍillu wa mā lahum min nṣṣirīn

Onları hidayete erdirmeye ne kadar düşkün olsan da, Allah dilediğini saptırır ve onlara yardım edecek kimse yoktur.

وَأَقْسَمُوا۟بِٱللَّهِجَهْدَأَيْمَٰنِهِمْلَايَبْعَثُٱللَّهُمَنيَمُوتُبَلَىٰوَعْدًاعَلَيْهِحَقًّاوَلَٰكِنَّأَكْثَرَٱلنَّاسِلَايَعْلَمُونَ

wa-aqsamū billāhi jahda aymānihim lā yabʿathu allāhu man yamūtu balā waʿdan ʿalayhi ḥaqqan wa-lākinna akthara an-nāsi lā yaʿlamūna

Onlar, bütün güçleriyle Allah'a yemin ederek, 'Ölen kimseyi Allah diriltmez' dediler. Hayır! Bu, O'nun hak ve vacip olan bir vaadidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

لِيُبَيِّنَلَهُمُٱلَّذِىيَخْتَلِفُونَفِيهِوَلِيَعْلَمَٱلَّذِينَكَفَرُوٓا۟أَنَّهُمْكَانُوا۟كَٰذِبِينَ

li-yubayyina lahumu alladhī yakhtalifūna fīhi wa-li-yaʿlama alladhīna kafarū anna-hum kānū kādhibīna

Onlara, ihtilaf ettikleri şeyleri açıklamak için ve kafirlerin de kendilerinin yalancılar olduklarını bilmeleri için (açıklayacağız).

إِنَّمَاقَوْلُنَالِشَىْءٍإِذَآأَرَدْنَٰهُأَننَّقُولَلَهُۥكُنفَيَكُونُ

innamā qawlunā lishayʾin ʾidhā ʾaradnāhu ʾan naqūla lahuū kun fayakūnu

Bir şeyi dilediğimizde, ona sadece 'Ol!' dememiz yeterlidir; o da hemen oluverir.

وَٱلَّذِينَهَاجَرُوا۟فِىٱللَّهِمِنۢبَعْدِمَاظُلِمُوا۟لَنُبَوِّئَنَّهُمْفِىٱلدُّنْيَاحَسَنَةًوَلَأَجْرُٱلْءَاخِرَةِأَكْبَرُلَوْكَانُوا۟يَعْلَمُونَ

wa-lladhīna hājarū fī llāhi mim baʿdi mā ẓulimū lanubawwiʾannahum fī d-dunyā ḥasanatan wa-laʾajru l-ʾākhirati ʾakbaru law kānū yaʿlamūn

Kendilerine zulmedildikten sonra Allah için hicret edenlere gelince, onları dünyada mutlaka güzel bir yere yerleştireceğiz. Elbette ahiret ecri daha büyüktür, bir bilselerdi!

ٱلَّذِينَصَبَرُوا۟وَعَلَىٰرَبِّهِمْيَتَوَكَّلُونَ

alladhīna ṣabarū wa ʿalā rabbihim yatawakkalūna

Onlar, sabreden ve Rablerine tevekkül eden kimselerdir.

وَمَآأَرْسَلْنَامِنقَبْلِكَإِلَّارِجَالًانُّوحِىٓإِلَيْهِمْفَسْـَٔلُوٓا۟أَهْلَٱلذِّكْرِإِنكُنتُمْلَاتَعْلَمُونَ

ve mā erselnā min ḳablike illā ricālen nūḥī ileyhim fesʾelū ehle-ẕẕikri in kuntum lā taʿlemūn

Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.

بِٱلْبَيِّنَٰتِوَٱلزُّبُرِوَأَنزَلْنَآإِلَيْكَٱلذِّكْرَلِتُبَيِّنَلِلنَّاسِمَانُزِّلَإِلَيْهِمْوَلَعَلَّهُمْيَتَفَكَّرُونَ

bilbayyināti wazzuburi waʾanzalnā ʾilayka ḏḏikra litubayyi na li n-nāsi mā nuzzila ʾilayhim walaʿallahum yatafakkarūna

Onları apaçık delillerle ve kitaplarla (gönderdik). İnsanlara indirileni onlara açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünebilmeleri için sana da bu zikri (Kur’an’ı) indirdik.

أَفَأَمِنَٱلَّذِينَمَكَرُوا۟ٱلسَّيِّـَٔاتِأَنيَخْسِفَٱللَّهُبِهِمُٱلْأَرْضَأَوْيَأْتِيَهُمُٱلْعَذَابُمِنْحَيْثُلَايَشْعُرُونَ

ʾafa ʾamina lladhīna makarū s-sayyiʾāti ʾan yakhsifa l-lāhu bihimu l-ʾarḍa ʾaw yaʾtiyahumu l-ʿadhābu min ḥaythu lā yashʿurūna

Kötülük tuzakları kuranlar, Allah'ın kendilerini yere batırmayacağından veya farkında olmadıkları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

أَوْيَأْخُذَهُمْفِىتَقَلُّبِهِمْفَمَاهُمبِمُعْجِزِينَ

aw yaʾkhudhahum fī taqallubihim famā hum bimʿjizīn

Yahut onların (yolculuklarında) seyahat ederlerken kendilerini yakalaması da mümkündür. Onlar (Allah'ı) aciz bırakacak değillerdir.

أَوْيَأْخُذَهُمْعَلَىٰتَخَوُّفٍفَإِنَّرَبَّكُمْلَرَءُوفٌرَّحِيمٌ

aw yaʾkhuḏahum ʿalā taxawwufin faʾinna rabbakum laraʾūfun raḥīm

Yahut onları (biraz) korkutarak yakalayıvermesin. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.

أَوَلَمْيَرَوْا۟إِلَىٰمَاخَلَقَٱللَّهُمِنشَىْءٍيَتَفَيَّؤُا۟ظِلَٰلُهُۥعَنِٱلْيَمِينِوَٱلشَّمَآئِلِسُجَّدًالِّلَّهِوَهُمْدَٰخِرُونَ

ʾa-wa-lam yaraw ʾilā mā ḵalaqa ḷ-lāhu min šayʾin yatafay-ʾaʾu ẓilāluhu ʿani l-yamīni wa-š-šemāʾili sujjadan li-ḷ-lāhi wa-hum dāḵirūn

Onlar, Allah'ın yarattığı şeylere bakmadılar mı? (Onların) gölgeleri, Allah'a secde ederek sağdan ve soldan (yönelerek) gelmektedir; onlar (bu duruma) boyun eğmektedirler.

وَلِلَّهِيَسْجُدُمَافِىٱلسَّمَٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِمِندَآبَّةٍوَٱلْمَلَٰٓئِكَةُوَهُمْلَايَسْتَكْبِرُونَ

wa lil-lāhi yasjudu mā fī s-samāwāti wa mā fī l-arḍi min dābbatin wa l-malāʾikatu wa hum lā yastakbirūn

Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler de Allah'a secde ederler ve hiçbiri büyüklük taslamaz.

يَخَافُونَرَبَّهُممِّنفَوْقِهِمْوَيَفْعَلُونَمَايُؤْمَرُونَ

yakhāfūna rabbahum min fawqihim wayafʿalūna mā yuʾmarūna

Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.

وَقَالَٱللَّهُلَاتَتَّخِذُوٓا۟إِلَٰهَيْنِٱثْنَيْنِإِنَّمَاهُوَإِلَٰهٌوَٰحِدٌفَإِيَّٰىَفَٱرْهَبُونِ

waqāla llāhu lā tattakhidhū ʾilāhayni ʾithnayni ʾinnamā huwa ʾilāhun wāḥidun fa ʾiyyāya fa ʾrhabūni

Allah şöyle buyurdu: "İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek bir ilâhtır. Yalnız benden korkun."

وَلَهُۥمَافِىٱلسَّمَٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَلَهُٱلدِّينُوَاصِبًاأَفَغَيْرَٱللَّهِتَتَّقُونَ

wa-lahū mā fī s-samāwāti wa-l-arḍi wa-lahu d-dīnu wāṣibā a-fa-ghayra llāhi tattaqūna

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Din de (itaat de) daima O'na aittir. Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz?

وَمَابِكُممِّننِّعْمَةٍفَمِنَٱللَّهِثُمَّإِذَامَسَّكُمُٱلضُّرُّفَإِلَيْهِتَجْـَٔرُونَ

wa mā bikum min niʿmatin fa mina llāhi thumma iḏā massakumu ḍ-ḍurru fa ilayhi tajʾarūna

Size ulaşan her nimet Allah'tandır. Sonra, size bir de sıkıntı dokunduğu zaman hemen O'na yalvarırsınız.

ثُمَّإِذَاكَشَفَٱلضُّرَّعَنكُمْإِذَافَرِيقٌمِّنكُمبِرَبِّهِمْيُشْرِكُونَ

thumma idhā kashafa al-ḍurra ʿankum idhā farīqun minkum bi-rabbihi yushrikūn

Sonra, sizden sıkıntıyı giderdiği zaman, hemen içinizden bir grup yine Rablerine ortak koşarlar.

لِيَكْفُرُوا۟بِمَآءَاتَيْنَٰهُمْفَتَمَتَّعُوا۟فَسَوْفَتَعْلَمُونَ

liyakfurū bimā ātaynāhum fatemattaʿū fasawfa taʿlamūn

Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler de (dünyada) geçici olarak faydalansınlar! Ama yakında (gerçeği) bilecekler.

وَيَجْعَلُونَلِمَالَايَعْلَمُونَنَصِيبًامِّمَّارَزَقْنَٰهُمْتَٱللَّهِلَتُسْـَٔلُنَّعَمَّاكُنتُمْتَفْتَرُونَ

wa yajʿalūna limā lā yaʿlamūna naṣīban mimmā razaqnāhum tallāhi latus'alunna ʿammā kuntum taftarūna

Onlar, kendilerinin bilmediği şeyler için bize bir pay ayırırlar. Allah'a yemin olsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorulacaksınız.

وَيَجْعَلُونَلِلَّهِٱلْبَنَٰتِسُبْحَٰنَهُۥوَلَهُممَّايَشْتَهُونَ

wa yajʿalūna lillāhi l-banāti subḥānahū wa lahum mā yashtahūna

Onlar, Allah'a kız çocukları isnat ederler. Hâşâ O, münezzehtir! Kendileri ise canlarının çektiği (erkek) çocukları edinirler.

وَإِذَابُشِّرَأَحَدُهُمبِٱلْأُنثَىٰظَلَّوَجْهُهُۥمُسْوَدًّاوَهُوَكَظِيمٌ

wa-idhā bushshira aḥaduhum bi-l-unthā ẓalla wajhuhu muswaddan wa-huwa kaẓīm

Onlardan birine dişi (çocuk) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilir ve büyük bir üzüntüye boğulur.

يَتَوَٰرَىٰمِنَٱلْقَوْمِمِنسُوٓءِمَابُشِّرَبِهِۦٓأَيُمْسِكُهُۥعَلَىٰهُونٍأَمْيَدُسُّهُۥفِىٱلتُّرَابِأَلَاسَآءَمَايَحْكُمُونَ

yatawārā mina l-qawmi min sūʾi mā bushshira bihi ayum'sikuhu ʿalā hūnin am yadussuhu fī t-turābi alā sāʾa mā yaḥkumūna

Kızlarından (doğumu) hoşlanmadıkları şeyle Allah'a isnad ederler. Ve nefisleri de bunu ikrar eder. Onlar için (cehennemde) ateş vardır. Ne kötü hükmediyorlar!

لِلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْءَاخِرَةِمَثَلُٱلسَّوْءِوَلِلَّهِٱلْمَثَلُٱلْأَعْلَىٰوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ

lilladhīna lā yuʾminūna bil-ʾākhirati mathalu s-sawʾi wa lillāhi l-mathalu l-ʾaʿlā wa huwa l-ʿazīzu l-ḥakīmu

Ahiret'e inanmayanlara en kötü örnek vardır. En yüce örnek ise Allah'ındır. O, Azîz'dir, Hakîm'dir.

وَلَوْيُؤَاخِذُٱللَّهُٱلنَّاسَبِظُلْمِهِممَّاتَرَكَعَلَيْهَامِندَآبَّةٍوَلَٰكِنيُؤَخِّرُهُمْإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىفَإِذَاجَآءَأَجَلُهُمْلَايَسْتَـْٔخِرُونَسَاعَةًوَلَايَسْتَقْدِمُونَ

wa-law yuʾākhiḏu ʾllāhu n-nāsa bi-ẓulmihim mā taraka ʿalayhā min dābbatin wa-lākin yuʾakhkhiruhum ʾilā ʾajalin musammā fa-ʾiḏā jāʾa ʾajaluhum lā yastaʾkhirūna sāʿatan wa-lā yastaqdimūn

Allah, zulümleri yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiğinde ise ne bir an geri kalabilirler ne de bir an öne geçebilirler.

وَيَجْعَلُونَلِلَّهِمَايَكْرَهُونَوَتَصِفُأَلْسِنَتُهُمُٱلْكَذِبَأَنَّلَهُمُٱلْحُسْنَىٰلَاجَرَمَأَنَّلَهُمُٱلنَّارَوَأَنَّهُممُّفْرَطُونَ

wa yajʿalūna lillāhi mā yakrahūna wa taṣifu alsinatuhumu l-kaḏiba anna lahumu l-ḥusnā lā jarama anna lahumu n-nāra wa annahum mufraṭūna

Onlar, hoşlanmadıkları şeyleri Allah'a nispet ederler. Dilleri de yalan yere "en güzel şeyler bizimdir" der. Hiç şüphe yok ki onlar için ateş vardır ve onlar (orada) unutulmuşlardır.

تَٱللَّهِلَقَدْأَرْسَلْنَآإِلَىٰٓأُمَمٍمِّنقَبْلِكَفَزَيَّنَلَهُمُٱلشَّيْطَٰنُأَعْمَٰلَهُمْفَهُوَوَلِيُّهُمُٱلْيَوْمَوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ

Tallāhi laqad arsalnā ilā umamin min qablika fazayyana lahumu sh-shayṭānu aʿmālahum fahuwa waliyyuhumu l-yawma wa lahum ʿadhābun alīmun

Allah'a yemin ederim ki, senden önce de ümmetlere peygamberler göndermiştik. (Fakat) şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterdi. Bu yüzden (o gün) şeytan onların velisi (dostu) oldu ve onlar için elem dolu bir azap vardır.

وَمَآأَنزَلْنَاعَلَيْكَٱلْكِتَٰبَإِلَّالِتُبَيِّنَلَهُمُٱلَّذِىٱخْتَلَفُوا۟فِيهِوَهُدًىوَرَحْمَةًلِّقَوْمٍيُؤْمِنُونَ

ve mā ʾanzalnā ʿalayka l-kitāba ʾillā litubayyi-na lahumu l-ladhī ʾikhtalafū fīhi wa hudan wa raḥmatan li-qawmin yuʾminūn

Biz bu kitabı sana, ancak üzerinde anlaşmazlığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın, iman eden bir topluluğa da bir hidayet ve bir rahmet olmak üzere indirdik.

وَٱللَّهُأَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَأَحْيَابِهِٱلْأَرْضَبَعْدَمَوْتِهَآإِنَّفِىذَٰلِكَلَءَايَةًلِّقَوْمٍيَسْمَعُونَ

wa-llāhu anzala mina s-samāʾi māʾan fa-aḥyā bihi l-arḍa baʿda mawtihā ʾinna fī dhālika la-ʾāyatan li-qawmin yasmaʿūn

Allah, gökten bir su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda, dinleyen bir kavim için elbette bir ibret vardır.

وَإِنَّلَكُمْفِىٱلْأَنْعَٰمِلَعِبْرَةًنُّسْقِيكُممِّمَّافِىبُطُونِهِۦمِنۢبَيْنِفَرْثٍوَدَمٍلَّبَنًاخَالِصًاسَآئِغًالِّلشَّٰرِبِينَ

wa-inna lakum fi-l-anʿāmi la-ʿibrah nusqīkum mimmā fī buṭūnihi min bayni farthin wa-damin labanan khāliṣan sāʾighan li-sh-shāribīn

Gerçekten sığır ve koyun gibi hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki sütten, dışkı ile kan arasından, içenlerin boğazından kolayca geçen, halis bir süt çıkarıyoruz.

وَمِنثَمَرَٰتِٱلنَّخِيلِوَٱلْأَعْنَٰبِتَتَّخِذُونَمِنْهُسَكَرًاوَرِزْقًاحَسَنًاإِنَّفِىذَٰلِكَلَءَايَةًلِّقَوْمٍيَعْقِلُونَ

wa-min thamarāti an-nakhīli wa-l-aʿnābi tattakhidhūna minhu sakaran wa-rizqan ḥasanan ʾinna fī dhālika la-ʾāyatan li-qawmin yaʿqilūna

Ve hurma ve üzüm meyvelerinden (de size rızık verdik). Onlardan hem içki (seker) hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Şüphesiz ki bunda, aklını kullanan bir topluluk için muhakkak bir ibret vardır.

وَأَوْحَىٰرَبُّكَإِلَىٱلنَّحْلِأَنِٱتَّخِذِىمِنَٱلْجِبَالِبُيُوتًاوَمِنَٱلشَّجَرِوَمِمَّايَعْرِشُونَ

waʾawḥā rabbuka ʾilā n-naḥli ʾani ttaḵiḏī mina l-jibāli buyūtan wa mina š-šaǧari wa mimmā yaʿrišūna

Ve Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların) kurdukları çardaklardan kendine evler edin.

ثُمَّكُلِىمِنكُلِّٱلثَّمَرَٰتِفَٱسْلُكِىسُبُلَرَبِّكِذُلُلًايَخْرُجُمِنۢبُطُونِهَاشَرَابٌمُّخْتَلِفٌأَلْوَٰنُهُۥفِيهِشِفَآءٌلِّلنَّاسِإِنَّفِىذَٰلِكَلَءَايَةًلِّقَوْمٍيَتَفَكَّرُونَ

thumma kulī min kulli ʾith-thamarāti fa-slukī subula rabbiki dhululan yakhruju min buṭūnihā sharābun mukhtalifun ʾalwānuhū fīhi shifāʾun li-nnāsi ʾinna fī dhālika la-ʾāyatan li-qawmin yatafakkarūna

Sonra, her türlü meyveden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollara gir; onların karınlarından çeşitli renklerde bir içecek çıkar. Onda insanlar için bir şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir topluluk için bir ayet vardır.

وَٱللَّهُخَلَقَكُمْثُمَّيَتَوَفَّىٰكُمْوَمِنكُممَّنيُرَدُّإِلَىٰٓأَرْذَلِٱلْعُمُرِلِكَىْلَايَعْلَمَبَعْدَعِلْمٍشَيْـًٔاإِنَّٱللَّهَعَلِيمٌقَدِيرٌ

wa-llāhu ḵalaqakum ṯumma yatawaffākum wa-minkum man yuraddu ʾilā ʾarḏali l-ʿumuri likay lā yaʿlama baʿda ʿilmin šayʾan ʾinna llāha ʿalīmun qadīrun

Allah sizi yarattı, sonra sizi vefat ettirecektir. İçinizden bir kısmı da, bildikten sonra hiçbir şeyi bilmeyecek hale gelinceye kadar ömrün en verimsiz çağına (veya en rezil, en aşağılık zamanına) ulaştırılır. Şüphesiz Allah, her şeyi bilen, kudreti her şeye yeten'dir.

وَٱللَّهُفَضَّلَبَعْضَكُمْعَلَىٰبَعْضٍفِىٱلرِّزْقِفَمَاٱلَّذِينَفُضِّلُوا۟بِرَآدِّىرِزْقِهِمْعَلَىٰمَامَلَكَتْأَيْمَٰنُهُمْفَهُمْفِيهِسَوَآءٌأَفَبِنِعْمَةِٱللَّهِيَجْحَدُونَ

wa-llāhu faḍḍala baʿḍakum ʿalā baʿḍin fī r-rizqi fa-mā lladhīna fuḍḍilū bi-raddī rizqihim ʿalā mā malakat aymānuhum fa-hum fīhi sawāʾun a-fa-bi-niʿmati l-lāhi yajḥadūn

Allah rızık hususunda kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Üstün kılınanlar, kendi rızıklarından kölelerinin tam sahip olmaları için (onlara) vermezler. Allah'ın nimetini mi inkâr ediyorlar?

وَٱللَّهُجَعَلَلَكُممِّنْأَنفُسِكُمْأَزْوَٰجًاوَجَعَلَلَكُممِّنْأَزْوَٰجِكُمبَنِينَوَحَفَدَةًوَرَزَقَكُممِّنَٱلطَّيِّبَٰتِأَفَبِٱلْبَٰطِلِيُؤْمِنُونَوَبِنِعْمَتِٱللَّهِهُمْيَكْفُرُونَ

wa-llāhu jaʿala lakum min anfusikum azwājan wa-jaʿala lakum min azwājikum banīna wa-ḥafadatan wa-razaqakum mina ṭ-ṭayyibāti afa-bi-l-bāṭili yuʾminūna wa-bi-niʿmati-llāhi hum yakfurūna

Allah, size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve eşlerinizden de size oğullar ve torunlar meydana getirdi ve size temiz şeylerden rızık verdi. Artık onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

وَيَعْبُدُونَمِندُونِٱللَّهِمَالَايَمْلِكُلَهُمْرِزْقًامِّنَٱلسَّمَٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِشَيْـًٔاوَلَايَسْتَطِيعُونَ

wa yaʿbudūna min dūni llāhi mā lā yamliku lahum rizqan mina s-samāwāti wa-l-arḍi shayʾan wa lā yastaṭīʿūna

Allah'ı bırakıp da, göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan ve buna gücü de yetmeyen şeylere kulluk ederler.

فَلَاتَضْرِبُوا۟لِلَّهِٱلْأَمْثَالَإِنَّٱللَّهَيَعْلَمُوَأَنتُمْلَاتَعْلَمُونَ

falā taḍribū lillāhi l-amthāla ʾinna llāha yaʿlamu wa ʾantum lā taʿlamūna

Allah'a misaller getirmeyin. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz.

ضَرَبَٱللَّهُمَثَلًاعَبْدًامَّمْلُوكًالَّايَقْدِرُعَلَىٰشَىْءٍوَمَنرَّزَقْنَٰهُمِنَّارِزْقًاحَسَنًافَهُوَيُنفِقُمِنْهُسِرًّاوَجَهْرًاهَلْيَسْتَوُۥنَٱلْحَمْدُلِلَّهِبَلْأَكْثَرُهُمْلَايَعْلَمُونَ

ḍaraba -llāhu maṯalan ʿabdan mamlūkan lā yaqdiru ʿalā šayʾin wa-man razaqnāhu minnā rizqan ḥasanan fa-huwa yunfiqu minhu sirran wa-jahran hal yastawūna al-ḥamdu li-llāhi bal akṯaruhum lā yaʿlamūna

Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve efendisinin malı hakkında tasarrufta bulunamayan bir köle ile tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz, böylece ondan gizli ve açık olarak harcayan kimseyi misal olarak verdi. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.

وَضَرَبَٱللَّهُمَثَلًارَّجُلَيْنِأَحَدُهُمَآأَبْكَمُلَايَقْدِرُعَلَىٰشَىْءٍوَهُوَكَلٌّعَلَىٰمَوْلَىٰهُأَيْنَمَايُوَجِّههُّلَايَأْتِبِخَيْرٍهَلْيَسْتَوِىهُوَوَمَنيَأْمُرُبِٱلْعَدْلِوَهُوَعَلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ

waḍaraba -llāhu maṯalan rajulayni ʾaḥaduhumā ʾabkamu lā yaqdiru ʿalā šayʾin wa huwa kallun ʿalā mawlāhu ʾaynamā yuwajjihhu lā yaʾti biḫayrin hal yastawī huwa wa man yaʾmuru bil-ʿadli wa huwa ʿalā ṣirāṭin mustaqīmin

Allah, (birbirine) zıt iki adam misali verdi: Biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez ve efendisine bir yüktür; nereye gönderse bir hayır getiremez. Diğeri de adaletle emreden ve dosdoğru yol üzere bulunan kimse ile bir midir?

وَلِلَّهِغَيْبُٱلسَّمَٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَمَآأَمْرُٱلسَّاعَةِإِلَّاكَلَمْحِٱلْبَصَرِأَوْهُوَأَقْرَبُإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ

wa lil-lāhi ġaybu s-samāwāti wal-arḍi wa mā amru s-sāʿati illā kalamḥi l-baṣari aw huwa aqrabu ʾinna llāha ʿalā kulli šayʾin qadīrun

Göklerin ve yerin gaybı/gizli olanı Allah'a aittir. Kıyamet (anının) emri, göz kırpması gibi veya daha yakından başkası değildir. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

وَٱللَّهُأَخْرَجَكُممِّنۢبُطُونِأُمَّهَٰتِكُمْلَاتَعْلَمُونَشَيْـًٔاوَجَعَلَلَكُمُٱلسَّمْعَوَٱلْأَبْصَٰرَوَٱلْأَفْـِٔدَةَلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ

wa-llāhu ʾakhrajakum min buṭūni ʾummahātikum lā taʿlamūna šayʾan wa-jaʿala lakumu s-samʿa wa-l-ʾabṣāra wa-l-ʾafʾidata laʿallakum taškurūna

Allah sizi analarınızın karnından, hiçbir şey bilmezken çıkardı ve şükretmeniz için size kulaklar, gözler ve gönüller verdi.

أَلَمْيَرَوْا۟إِلَىٱلطَّيْرِمُسَخَّرَٰتٍفِىجَوِّٱلسَّمَآءِمَايُمْسِكُهُنَّإِلَّاٱللَّهُإِنَّفِىذَٰلِكَلَءَايَٰتٍلِّقَوْمٍيُؤْمِنُونَ

Elem yeraw ilā ṭ-ṭayri musakhkharātin fī jawwi s-samāʾi Mā yumsikuhunna illā Allāhu Inna fī dhālika laʾāyātin liqawmin yuʾminūna

Gök boşluğunda (belli bir düzene göre) uçurulan kuşları görmüyorlar mı? Onları ancak Allah tutuyor. Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için nice deliller vardır.

وَٱللَّهُجَعَلَلَكُممِّنۢبُيُوتِكُمْسَكَنًاوَجَعَلَلَكُممِّنجُلُودِٱلْأَنْعَٰمِبُيُوتًاتَسْتَخِفُّونَهَايَوْمَظَعْنِكُمْوَيَوْمَإِقَامَتِكُمْوَمِنْأَصْوَافِهَاوَأَوْبَارِهَاوَأَشْعَارِهَآأَثَٰثًاوَمَتَٰعًاإِلَىٰحِينٍ

wa-llāhu jaʿala lakum min buyūtikum sakanan wa-jaʿala lakum min julūdi l-anʿāmi buyūtan tastakhiffūnahā yawma ẓaʿnikum wa-yawma iqāmatikum wa-min aṣwāfihā wa-awbārihā wa-ashʿārihā athāthan wa-matāʿan ilā ḥīnin

Allah, evlerinizi sizin için birer mesken kıldı. Yine Allah, (bazı) hayvan derilerinden size, hem göçlerinizde hem de yurtlarınızda (hafifçe) taşıyabileceğiniz evler (yapma imkânı) ve onların yünlerinden, yumoşlarından ve kıllarından da bir süreye kadar (yararlanacağınız) ev eşyası ve giyim eşyası kıldı.

وَٱللَّهُجَعَلَلَكُممِّمَّاخَلَقَظِلَٰلًاوَجَعَلَلَكُممِّنَٱلْجِبَالِأَكْنَٰنًاوَجَعَلَلَكُمْسَرَٰبِيلَتَقِيكُمُٱلْحَرَّوَسَرَٰبِيلَتَقِيكُمبَأْسَكُمْكَذَٰلِكَيُتِمُّنِعْمَتَهُۥعَلَيْكُمْلَعَلَّكُمْتُسْلِمُونَ

wa-llāhu jaʿala lakum mimmā khalaqa ẓilālan wa-jaʿala lakum mina l-jibāli aknānan wa-jaʿala lakum sarābīla taqīkumū l-ḥarra wa-sarābīla taqīkum baʾsakum kadhālika yutimmu niʿmatahū ʿalaykum laʿallakum tuslimūn

Allah, yarattığı şeylerden size gölgeler kıldı ve dağlarda sizin için barınaklar kıldı ve sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaş gücünüzden (koruyacak) elbiseler kıldı. İşte O, üzerinize nimetini böyle tamamlar. Umulur ki siz teslim olursunuz.

فَإِنتَوَلَّوْا۟فَإِنَّمَاعَلَيْكَٱلْبَلَٰغُٱلْمُبِينُ

fa-in tawallaw fa-innamā ʿalayka l-balāghu l-mubīn

Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

يَعْرِفُونَنِعْمَتَٱللَّهِثُمَّيُنكِرُونَهَاوَأَكْثَرُهُمُٱلْكَٰفِرُونَ

yaʿrifūna niʿmata llāhi ṯumma yunkirūnahā waʾakṯaruhumu lkāfirūna

Onlar, Allah'ın nimetini bilirler, sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfirdir.

وَيَوْمَنَبْعَثُمِنكُلِّأُمَّةٍشَهِيدًاثُمَّلَايُؤْذَنُلِلَّذِينَكَفَرُوا۟وَلَاهُمْيُسْتَعْتَبُونَ

wa-yawma nabʿathu min kulli ummatin shahīdan thumma lā yuʾdhnū lilladhīna kafarū wa-lā hum yustaʿtabūna

Her ümmetten bir şahit getireceğimiz ve (o zaman) inkâr edenlere (özür beyan etme) izni verilmeyeceği ve onlardan (rızâya uygun şekilde) hoşnutluk da istenmeyeceği günü (düşün)!

وَإِذَارَءَاٱلَّذِينَظَلَمُوا۟ٱلْعَذَابَفَلَايُخَفَّفُعَنْهُمْوَلَاهُمْيُنظَرُونَ

wa-idhā raʾā alladhīna ẓalamū al-ʿadhāba falā yukhaffafu ʿanhum walā hum yunẓarūn

Zalimler azabı gördükleri zaman, artık onlardan azap hafifletilmez ve onlara mühlet de verilmez.

وَإِذَارَءَاٱلَّذِينَأَشْرَكُوا۟شُرَكَآءَهُمْقَالُوا۟رَبَّنَاهَٰٓؤُلَآءِشُرَكَآؤُنَاٱلَّذِينَكُنَّانَدْعُوا۟مِندُونِكَفَأَلْقَوْا۟إِلَيْهِمُٱلْقَوْلَإِنَّكُمْلَكَٰذِبُونَ

wa-ʾidhā raʾā ʾalladhīna ʾashrakū shurakāʾahum qālū rabbanā hāʾulāʾi shurakāʾunā ʾalladhīna kunnā nadʿū min dūnika fa-ʾalqaw ʾilayhimu l-qawla ʾinnakum lakādhibūna

Koştu koşanlar, ortakları sandıkları şeyleri gördükleri zaman: "Rabbimiz! Bunlar, Senden başka taptığımız ortaklarımızdır" dediler. Fakat ortakları onlara: "Siz mutlaka yalancısınızdır" diye söz atarlar.

وَأَلْقَوْا۟إِلَىٱللَّهِيَوْمَئِذٍٱلسَّلَمَوَضَلَّعَنْهُممَّاكَانُوا۟يَفْتَرُونَ

wa-alqaw ilā allāhi yawmaʾiḏi n-salama wa-ḍalla ʿanhum mā kānū yaftarūna

Ve o gün Allah'a teslimiyetlerini arz ederler ve uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gider.

ٱلَّذِينَكَفَرُوا۟وَصَدُّوا۟عَنسَبِيلِٱللَّهِزِدْنَٰهُمْعَذَابًافَوْقَٱلْعَذَابِبِمَاكَانُوا۟يُفْسِدُونَ

alladhīna kafarū wa ṣaddū ʿan sabīli llāhi zidnāhum ʿadhāban fawqa l-ʿadhābi bimā kānū yufsidūna

Onlar ki inkâr ettiler ve Allah'ın yolundan alıkoydular; biz de bozgunculuk yapmaları yüzünden azap üstüne azap artırdık.

وَيَوْمَنَبْعَثُفِىكُلِّأُمَّةٍشَهِيدًاعَلَيْهِممِّنْأَنفُسِهِمْوَجِئْنَابِكَشَهِيدًاعَلَىٰهَٰٓؤُلَآءِوَنَزَّلْنَاعَلَيْكَٱلْكِتَٰبَتِبْيَٰنًالِّكُلِّشَىْءٍوَهُدًىوَرَحْمَةًوَبُشْرَىٰلِلْمُسْلِمِينَ

wa-yawma nabʿathu fī kulli ummatin shahīdan ʿalayhim min anfusihim wa-jiʾnā bika shahīdan ʿalā hāʾulāʾi wa-nazzalnā ʿalayka l-kitāba tibyānan li-kulli shayʾin wa-hudan wa-raḥmatan wa-bushrā lil-muslimīn

Her ümmetten, kendilerine karşı bir şahit getireceğimiz ve seni de onlara karşı şahit olarak getireceğimiz günü (hatırla). Sana kitabı, her şeyi açıklayan bir yol gösterici, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.

إِنَّٱللَّهَيَأْمُرُبِٱلْعَدْلِوَٱلْإِحْسَٰنِوَإِيتَآئِذِىٱلْقُرْبَىٰوَيَنْهَىٰعَنِٱلْفَحْشَآءِوَٱلْمُنكَرِوَٱلْبَغْىِيَعِظُكُمْلَعَلَّكُمْتَذَكَّرُونَ

inna Allāha yaʾmuru bil-ʿadli wal-iḥsāni wa-ītāʾi dhīl-qurbā wa-yanhā ʿanil-faḥshāʾi wal-munkari wal-baghyi yaʿiẓukum laʿallakum tadkkarūn

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder. Hayâsızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünesiniz diye size öğüt veriyor.

وَأَوْفُوا۟بِعَهْدِٱللَّهِإِذَاعَٰهَدتُّمْوَلَاتَنقُضُوا۟ٱلْأَيْمَٰنَبَعْدَتَوْكِيدِهَاوَقَدْجَعَلْتُمُٱللَّهَعَلَيْكُمْكَفِيلًاإِنَّٱللَّهَيَعْلَمُمَاتَفْعَلُونَ

wa-awfū bi-ʿahdi-llāhi ʾidhā ʿāhadtum wa-lā tanquḍū-l-ʾaymāna baʿda tawkīdihā wa-qad jaʿaltumu-llāha ʿalaykum kafīlan ʾinna-llāha yaʿlamu mā tafʿalūn

Allah ile ahitleştiğinizde O'nun ahdine vefâ edin. Anlaşmalarınızı pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Oysa Allah'ı üzerinize kefil kılmışsınızdır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilmektedir.

وَلَاتَكُونُوا۟كَٱلَّتِىنَقَضَتْغَزْلَهَامِنۢبَعْدِقُوَّةٍأَنكَٰثًاتَتَّخِذُونَأَيْمَٰنَكُمْدَخَلًۢابَيْنَكُمْأَنتَكُونَأُمَّةٌهِىَأَرْبَىٰمِنْأُمَّةٍإِنَّمَايَبْلُوكُمُٱللَّهُبِهِۦوَلَيُبَيِّنَنَّلَكُمْيَوْمَٱلْقِيَٰمَةِمَاكُنتُمْفِيهِتَخْتَلِفُونَ

wa lā takūnū ka-l-latī naqaḍat ġazlahā min baʿdi quwwatin ankāṯan tattahiḏūna aymānakum daḵalan baynakum an takūna ummatun hiya arbā min ummah innamā yablūkumū llāhu bihī wa la-yubayyinanna lakum yawma l-qiyāmati mā kuntum fīhi taḵtalifūn

Yeminlerinizi, kendisini (ipliğini) iyice eğirdikten sonra, bozan bir kadın gibi (olmayınız). Bir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca) daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda fesat aleti edinirsiniz. Allah bununla sizi ancak imtihan eder. Ve elbette, hakkında ihtilafa düşmekte olduğunuz şeyleri, kıyamet günü sizin için mutlaka açıklayacaktır.

وَلَوْشَآءَٱللَّهُلَجَعَلَكُمْأُمَّةًوَٰحِدَةًوَلَٰكِنيُضِلُّمَنيَشَآءُوَيَهْدِىمَنيَشَآءُوَلَتُسْـَٔلُنَّعَمَّاكُنتُمْتَعْمَلُونَ

wa-law shāʾa -llāhu la-jaʿalakum ummatan wāḥidatan wa-lākin yuḍillu man yashāʾu wa-yahdī man yashāʾu wa-la-tusʾalunna ʿammā kuntum taʿmalūna

Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Ve yapmakta olduklarınızdan mutlaka sorulacaksınız.

وَلَاتَتَّخِذُوٓا۟أَيْمَٰنَكُمْدَخَلًۢابَيْنَكُمْفَتَزِلَّقَدَمٌۢبَعْدَثُبُوتِهَاوَتَذُوقُوا۟ٱلسُّوٓءَبِمَاصَدَدتُّمْعَنسَبِيلِٱللَّهِوَلَكُمْعَذَابٌعَظِيمٌ

walā tattakhidhū aimānakum dakhālan baynakum fatazilla qadamun baʿda thubūtihā watadhūqū as-sūʾa bimā ṣadadtum ʿan sabīli Allāhi walakum ʿadhābun ʿaẓīmun

Yeminlerinizi aranızda aldatma vasıtası yapmayın. Öyle yaparsanız, ayaklarınız (dînî) sebatından sonra kayar ve Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötülüğü tadarsınız. Sizin için büyük bir azap da vardır.

وَلَاتَشْتَرُوا۟بِعَهْدِٱللَّهِثَمَنًاقَلِيلًاإِنَّمَاعِندَٱللَّهِهُوَخَيْرٌلَّكُمْإِنكُنتُمْتَعْلَمُونَ

Ve lā teşterū biʿahdi Allāhi śemenen ḳalīlen İnnemā ʿinde Allāhi huve ḫayrun lekum İn kuntum taʿlemūn

Allah'ın ahdini az bir değere satmayın. Şüphesiz Allah katında olan, eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.

مَاعِندَكُمْيَنفَدُوَمَاعِندَٱللَّهِبَاقٍوَلَنَجْزِيَنَّٱلَّذِينَصَبَرُوٓا۟أَجْرَهُمبِأَحْسَنِمَاكَانُوا۟يَعْمَلُونَ

mā ʿindakum yanfadu wa mā ʿinda llāhi bāqin wa la-najziyanna l-ladhīna ṣabarū ajrahum bi-ʾaḥsani mā kānū yaʿmalūn

Sizin yanınızdaki tükenir, Allah'ın yanındaki ise bakidir. Sabredenlere, yapmakta olduklarından daha güzelini mükâfat olarak vereceğiz.

مَنْعَمِلَصَٰلِحًامِّنذَكَرٍأَوْأُنثَىٰوَهُوَمُؤْمِنٌفَلَنُحْيِيَنَّهُۥحَيَوٰةًطَيِّبَةًوَلَنَجْزِيَنَّهُمْأَجْرَهُمبِأَحْسَنِمَاكَانُوا۟يَعْمَلُونَ

man ʿamila ṣāliḥan min dhakarin aw unthā wa-huwa muʾminun fa-la-nuḥyiyannahū ḥayātan ṭayyibatan wa-la-najziyannahum ajrahum bi-ʾaḥsani mā kānū yaʿmalūn

Erkek veya kadın, her kim de mü'min olarak salih amel işlerse, onu mutlaka (dünyada) güzel bir hayat ile yaşatırız ve onlara yapmakta oldukları şeylerin daha güzeliyle ecir veririz.

فَإِذَاقَرَأْتَٱلْقُرْءَانَفَٱسْتَعِذْبِٱللَّهِمِنَٱلشَّيْطَٰنِٱلرَّجِيمِ

fa-iḏā qaraʾta l-qurʾāna fa-staʿiḏ bi-llāhi mina +...+ š-šayṭāni r-rajīmi

Kur'an okuduğun zaman, o recmedilmiş (kovulmuş) şeytandan Allah'a sığın.

إِنَّهُۥلَيْسَلَهُۥسُلْطَٰنٌعَلَىٱلَّذِينَءَامَنُوا۟وَعَلَىٰرَبِّهِمْيَتَوَكَّلُونَ

ʾinnahu laysa lahu sulṭānun ʿalā alladhīna ʾāmanū wa ʿalā rabbihim yatawakkalūn

Şüphesiz ki o (şeytanın) iman edenler ve Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur.

إِنَّمَاسُلْطَٰنُهُۥعَلَىٱلَّذِينَيَتَوَلَّوْنَهُۥوَٱلَّذِينَهُمبِهِۦمُشْرِكُونَ

innamā sulṭānuhu ʿalā alladhīna yatawallawnahu wal-ladhīna hum bihi mushrikūn

Şüphesiz onun gücü, ancak ona (Allah'a) ortak koşanların ve onun kullarına karşı üstünlük taslayanların üzerindedir.

وَإِذَابَدَّلْنَآءَايَةًمَّكَانَءَايَةٍوَٱللَّهُأَعْلَمُبِمَايُنَزِّلُقَالُوٓا۟إِنَّمَآأَنتَمُفْتَرٍۭبَلْأَكْثَرُهُمْلَايَعْلَمُونَ

wa-ʾidhā baddalnā ʾāyatan makāna ʾāyatin wa-llāhu ʾaʿlamu bimā yunazzilu qālū ʾinnamā ʾanta muftarin bal ʾaktharuhum lā yaʿlamūna

Bir âyeti başka bir âyetle değiştirdiğimizde -ki Allah ne indirdiğini daha iyi bilir- "Sen ancak uyduruyorsun!" dediler. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.

قُلْنَزَّلَهُۥرُوحُٱلْقُدُسِمِنرَّبِّكَبِٱلْحَقِّلِيُثَبِّتَٱلَّذِينَءَامَنُوا۟وَهُدًىوَبُشْرَىٰلِلْمُسْلِمِينَ

qul nazzalahū rūḥu l-qudusi min rabbika bil-ḥaqqi liyuthabbita lladhīna āmānū wa hudan wa bushra lil-muslimīna

De ki: "Onu, iman edenleri sağlamlaştırmak ve Müslümanlara bir hidayet ve müjde olmak üzere, Rabbin tarafından hak ile Ruhu'l-Kudüs indirdi."

وَلَقَدْنَعْلَمُأَنَّهُمْيَقُولُونَإِنَّمَايُعَلِّمُهُۥبَشَرٌلِّسَانُٱلَّذِىيُلْحِدُونَإِلَيْهِأَعْجَمِىٌّوَهَٰذَالِسَانٌعَرَبِىٌّمُّبِينٌ

Ve lekad na'lemu ennehum yekūlūne innemā yu'allimuhū beşerun lisānullezī yulhidūne ileyhi a'cemiyyun vehāzā lisānun arabiyyun mubīnun

Andolsun ki biz, onların: “Ona ancak bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İftira ettikleri kimsenin dili yabancıdır, bu ise apaçık Arapça bir dildir.

إِنَّٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِـَٔايَٰتِٱللَّهِلَايَهْدِيهِمُٱللَّهُوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ

ʾinna lladhīna lā yuʾminūna bi-ʾāyāti llāhi lā yahdīhi llāhu wa-lahum ʿadhābun ʾalīmun

Şüphesiz Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah doğru yola eriştirmez ve onlara elem dolu bir azap vardır.

إِنَّمَايَفْتَرِىٱلْكَذِبَٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِـَٔايَٰتِٱللَّهِوَأُو۟لَٰٓئِكَهُمُٱلْكَٰذِبُونَ

innamā yaftarī l-kadhiba lladhīna lā yuʾminūna bi-ʾāyāti llāhi wa-ʾulāʾika humu l-kādhibūna

Yalanı ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlardır yalancılar.

مَنكَفَرَبِٱللَّهِمِنۢبَعْدِإِيمَٰنِهِۦٓإِلَّامَنْأُكْرِهَوَقَلْبُهُۥمُطْمَئِنٌّۢبِٱلْإِيمَٰنِوَلَٰكِنمَّنشَرَحَبِٱلْكُفْرِصَدْرًافَعَلَيْهِمْغَضَبٌمِّنَٱللَّهِوَلَهُمْعَذَابٌعَظِيمٌ

man kafara billāhi min baʿdi īmānihi illā man ukriha wa qalbuhu muṭmaʾinnun bil-īmāni walākin man ṣaraḥa bil-kufri ṣadran fa ʿalayhim ghaḍabun minallāhi wa lahum ʿadhābun ʿaẓīmun

Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse -kalbi imanla dolu olduğu halde (inkâra) zorlananlar hariç- fakat kim inkâra göğüs açarsa, işte onların üzerine Allah'tan bir gazap vardır ve onlara büyük bir azap vardır.

ذَٰلِكَبِأَنَّهُمُٱسْتَحَبُّوا۟ٱلْحَيَوٰةَٱلدُّنْيَاعَلَىٱلْءَاخِرَةِوَأَنَّٱللَّهَلَايَهْدِىٱلْقَوْمَٱلْكَٰفِرِينَ

dhālika bi-ʾannahumu-staḥabbū-l-ḥayāta-d-dunyā ʿalā-l-ʾākhirah wa-ʾanna-llāha lā yahdī-l-qawma-l-kāfirīn

Bu böyledir, çünkü onlar dünya hayatını ahiret hayatına tercih ettiler ve Allah'ın kâfirler topluluğunu doğru yola iletmeyeceği gerçeği (yüzündendir).

أُو۟لَٰٓئِكَٱلَّذِينَطَبَعَٱللَّهُعَلَىٰقُلُوبِهِمْوَسَمْعِهِمْوَأَبْصَٰرِهِمْوَأُو۟لَٰٓئِكَهُمُٱلْغَٰفِلُونَ

ʾulāʾika lladhīna ṭabaʿa ʾllāhu ʿalā qulūbihim wa-samʿihim wa-ʾabṣārihim wa-ʾulāʾika humu l-ghāfilūn

İşte onların, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini Allah mühürlemiştir. Onlar gaflete düşenlerin ta kendileridir.

لَاجَرَمَأَنَّهُمْفِىٱلْءَاخِرَةِهُمُٱلْخَٰسِرُونَ

lā jarama ʾannahum fī l-ʾākhirati humu l-khāsirūn

Şüphesiz onlar, ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.

ثُمَّإِنَّرَبَّكَلِلَّذِينَهَاجَرُوا۟مِنۢبَعْدِمَافُتِنُوا۟ثُمَّجَٰهَدُوا۟وَصَبَرُوٓا۟إِنَّرَبَّكَمِنۢبَعْدِهَالَغَفُورٌرَّحِيمٌ

thumma inna rabbaka lilladhīna hājarū min baʿdi mā futinū thumma jāhadū waṣabarū inna rabbaka min baʿdihā laghafūrun raḥīmun

Sonra, eziyet gördükten sonra hicret eden, ardından da cihad edip sabreden kimselerin Rabbi, şüphesiz onların bu yaptıklarından sonra da çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

يَوْمَتَأْتِىكُلُّنَفْسٍتُجَٰدِلُعَننَّفْسِهَاوَتُوَفَّىٰكُلُّنَفْسٍمَّاعَمِلَتْوَهُمْلَايُظْلَمُونَ

yawma taʾtī kullu nafsin tujādilu ʿan nafsihā wa tuwaffā kullu nafsin mā ʿamilat wa hum lā yuẓlamūna

O gün, her nefis kendi kendini savunarak gelir ve her nefse yaptığı şeylerin karşılığı tam olarak ödenir; onlara haksızlık edilmez.

وَضَرَبَٱللَّهُمَثَلًاقَرْيَةًكَانَتْءَامِنَةًمُّطْمَئِنَّةًيَأْتِيهَارِزْقُهَارَغَدًامِّنكُلِّمَكَانٍفَكَفَرَتْبِأَنْعُمِٱللَّهِفَأَذَٰقَهَاٱللَّهُلِبَاسَٱلْجُوعِوَٱلْخَوْفِبِمَاكَانُوا۟يَصْنَعُونَ

waḍaraba -llāhu mathalan qaryatan kānat ʾāminatan muṭmaʾinnatan yaʾtīhā rizquhā raghadan min kulli makānin fakafarat bi-ʾanʿumi -llāhi fa-ʾadhāqahā -llāhu libāsa -l-jūʿi wa-l-khawfi bimā kānū yafnaʿūn

Allah, bir şehri misal verdi: Burası güvenli ve huzurlu idi, rızkı da her taraftan bol bol geliyordu. Sonra Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler. Allah da onlara yaptıklarından dolayı açlık ve korku elbisesini tattırdı.

وَلَقَدْجَآءَهُمْرَسُولٌمِّنْهُمْفَكَذَّبُوهُفَأَخَذَهُمُٱلْعَذَابُوَهُمْظَٰلِمُونَ

Ve lekad câe-hum rasûlun min-hum fe-kezzebû-hu fe-eḣażehumu-l’ażâbu ve hum zâlimûn(e)

Andolsun ki onlara kendilerinden bir elçi geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine onlar zalimler iken azap onları yakaladı.

فَكُلُوا۟مِمَّارَزَقَكُمُٱللَّهُحَلَٰلًاطَيِّبًاوَٱشْكُرُوا۟نِعْمَتَٱللَّهِإِنكُنتُمْإِيَّاهُتَعْبُدُونَ

fakulū mimmā razaqakumullāhu ḥalālan ṭayyibā wa-shkurū niʿmata Allāhi in kuntum iyyāhu taʿbudūn

Artık Allah'ın size verdiği helal ve temiz rızıklardan yiyin. Eğer O'na kulluk ediyorsanız, Allah'ın nimetine şükredin.

إِنَّمَاحَرَّمَعَلَيْكُمُٱلْمَيْتَةَوَٱلدَّمَوَلَحْمَٱلْخِنزِيرِوَمَآأُهِلَّلِغَيْرِٱللَّهِبِهِۦفَمَنِٱضْطُرَّغَيْرَبَاغٍوَلَاعَادٍفَإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ

innamā ḥarrama ʿalaykumu l-maytata wa-d-dama wa-laḥma l-khinzīri wa mā uhilla li-ghayri llāhi bihī fa-mani ḍṭurra ghayra bāghin wa-lā ʿādin fa-inna llāha ghafūrun raḥīmun

O, size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kılmıştır. Ama kim darda kalırsa, -bağzı ve haddi aşmamak şartıyla- şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

وَلَاتَقُولُوا۟لِمَاتَصِفُأَلْسِنَتُكُمُٱلْكَذِبَهَٰذَاحَلَٰلٌوَهَٰذَاحَرَامٌلِّتَفْتَرُوا۟عَلَىٱللَّهِٱلْكَذِبَإِنَّٱلَّذِينَيَفْتَرُونَعَلَىٱللَّهِٱلْكَذِبَلَايُفْلِحُونَ

wa lā taqūlū limā taṣifu ʾalsinatu-kumu l-kaḏiba hāḏā ḥalālun wa-hāḏā ḥarāmun li-taftirū ʿalā llāhi l-kaḏiba ʾinna llaḏīna yaftarūna ʿalā llāhi l-kaḏiba lā yufliḥūna

Dillerinizin yalan yere nitelediği şeye 'bu helaldir, şu haramdır' demeyin. Çünkü Allah'a yalan isnad etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan isnad edenler kurtuluşa ermezler.

مَتَٰعٌقَلِيلٌوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ

matāʿun qalīlun wa lahum ʿadhābun alīmun

Az bir yararlanmadır ve onlar için elem dolu bir azap vardır.

وَعَلَىٱلَّذِينَهَادُوا۟حَرَّمْنَامَاقَصَصْنَاعَلَيْكَمِنقَبْلُوَمَاظَلَمْنَٰهُمْوَلَٰكِنكَانُوٓا۟أَنفُسَهُمْيَظْلِمُونَ

wa ʿalā alladhīna hādū ḥarramnā mā qaṣaṣnā ʿalayka min qablu wa mā ẓalamnāhum walākin kānū anfusahum yaẓlimūn

Yahudilere, daha önce sana anlattığımız şeyleri haram kıldık. Onlara biz zulmetmedik, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

ثُمَّإِنَّرَبَّكَلِلَّذِينَعَمِلُوا۟ٱلسُّوٓءَبِجَهَٰلَةٍثُمَّتَابُوا۟مِنۢبَعْدِذَٰلِكَوَأَصْلَحُوٓا۟إِنَّرَبَّكَمِنۢبَعْدِهَالَغَفُورٌرَّحِيمٌ

thumma inna rabbaka lilladhīna ʿamilū s-sūʾa bijahālatin thumma tābū min baʿdi dhālika waʾaṣlaḥū inna rabbaka min baʿdihā laghafūrun raḥīmun

Sonra, şüphesiz Rabbin, bilgisizlik (veya günah) sebebiyle kötülük yapıp da ardından tevbe eden ve halini düzelten kimselere gelince, şüphesiz Rabbin, bundan sonra da çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

إِنَّإِبْرَٰهِيمَكَانَأُمَّةًقَانِتًالِّلَّهِحَنِيفًاوَلَمْيَكُمِنَٱلْمُشْرِكِينَ

inna ibrāhīm kāna ummatan qānitā lillāhi ḥanīfā wa-lam yaku mina l-mušrikīn

Şüphesiz İbrahim, Allah'a itaat eden, hakka yönelen bir önderdi ve müşriklerden değildi.

شَاكِرًالِّأَنْعُمِهِٱجْتَبَىٰهُوَهَدَىٰهُإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ

shākirāⁿ li-ʾanʿumihi ijtabāhu wa-hadāhu ʾilā ṣirāṭim mustaqīm

Allah'ın nimetlerine şükredici olarak onu seçmiş ve onu dosdoğru yola iletmiştir.

وَءَاتَيْنَٰهُفِىٱلدُّنْيَاحَسَنَةًوَإِنَّهُۥفِىٱلْءَاخِرَةِلَمِنَٱلصَّٰلِحِينَ

wa ʾātaynāhu fī d-dunyā ḥasanatan wa ʾinnahu fī l-ʾākhirati lami-n aṣ-ṣāliḥīn

Biz ona dünyada da bir güzellik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.

ثُمَّأَوْحَيْنَآإِلَيْكَأَنِٱتَّبِعْمِلَّةَإِبْرَٰهِيمَحَنِيفًاوَمَاكَانَمِنَٱلْمُشْرِكِينَ

thumma awḥaynā ʾilayka ʾani ʾttabiʿ milleta ʾibrāhīma ḥanīfan wamā kāna mina l-mušrikīn

Sonra da sana: "Hakka yönelen, müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine uy!" diye vahyettik.

إِنَّمَاجُعِلَٱلسَّبْتُعَلَىٱلَّذِينَٱخْتَلَفُوا۟فِيهِوَإِنَّرَبَّكَلَيَحْكُمُبَيْنَهُمْيَوْمَٱلْقِيَٰمَةِفِيمَاكَانُوا۟فِيهِيَخْتَلِفُونَ

innamā juʿila s-sabtu ʿalā lladhīna ḵtalafū fīhi wa-inna rabbaka layaḥkumu baynahum yawma l-qiyāmati fīmā kānū fīhi yaḵtalifūn

Şüphesiz Cumartesi (yasağı), sadece onun hakkında anlaşmazlığa düşenlerin üzerine farz kılındı. Ve şüphesiz Rabbin, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda kıyamet günü onların arasında (doğru olanı) hükmedecektir.

ٱدْعُإِلَىٰسَبِيلِرَبِّكَبِٱلْحِكْمَةِوَٱلْمَوْعِظَةِٱلْحَسَنَةِوَجَٰدِلْهُمبِٱلَّتِىهِىَأَحْسَنُإِنَّرَبَّكَهُوَأَعْلَمُبِمَنضَلَّعَنسَبِيلِهِۦوَهُوَأَعْلَمُبِٱلْمُهْتَدِينَ

udʿu ilā sabīli rabbika bil-ḥikmati wal-mawʿiẓati l-ḥasanah wa jādilhum bi-llatī hiya aḥsan ʾinna rabbaka huwa ʾaʿlamu biman ḍalla ʿan sabīlihī wa huwa ʾaʿlamu bil-muhtadīn

Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin, kendi yolundan sapanı en iyi bilendir ve hidayete erenleri de en iyi bilendir.

وَإِنْعَاقَبْتُمْفَعَاقِبُوا۟بِمِثْلِمَاعُوقِبْتُمبِهِۦوَلَئِنصَبَرْتُمْلَهُوَخَيْرٌلِّلصَّٰبِرِينَ

wa-ʾin ʿāqabtum fa-ʿāqibū bi-mithli mā ʿūqibtum bihi wa-la-ʾin ṣabartum la-huwa khayrun liṣ-ṣābirīn

Eğer ceza verecek olursanız, size yapılanın misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

وَٱصْبِرْوَمَاصَبْرُكَإِلَّابِٱللَّهِوَلَاتَحْزَنْعَلَيْهِمْوَلَاتَكُفِىضَيْقٍمِّمَّايَمْكُرُونَ

waṣbir wa mā ṣabruka illā billāh walā taḥzan ʿalayhim walā taku fī ḍayqin mimmā yamkurūn

Sabret; senin sabrın da ancak Allah'ın yardımıyladır. Onlardan dolayı üzülme ve onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı sıkıntıya düşme.

إِنَّٱللَّهَمَعَٱلَّذِينَٱتَّقَوا۟وَّٱلَّذِينَهُممُّحْسِنُونَ

ʾinna ʾallāha maʿa ʾallazīna ʾttaqaw wa-ʾallazīna hum muḥsinūna

Şüphesiz Allah, kendisinden sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir.